"Sistemin dağılması lazım ki yenisini inşa edelim"

Röportajın birinci bölümü için tıklayın

Mor Alev ile sohbetimizin ikinci bölümünde salgın, astroloji ve felaket öngörülerini konuşuyoruz. Endişe etmeyin, haberler iyi görünüyor. Bize düşen ise bakış açımızı değiştirmek. 

Mor Alev, bir blog sayfasının adı…Muhtemelen adını daha önce duydunuz, hatta yıllardır posta kutunuza düzenli yazıları düşüyor. Kendi deyimiyle Mor Alev’in katibesi, kimliğini asla açıklamıyor. Hikâyenin nasıl başladığını merak edenler röportajın birinci bölümüne yukarıdaki linkten ulaşabilirler. İkinci bölümü merakla bekleyenler için kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Hepimiz okuduğumuz kitaplardan, takip ettiğimiz ustalardan, kanal bilgilerinen etkileniyoruz. Sezgiselliğimiz, bilinçlerimiz bu şekilde açıldı. Ancak bir yandan da çok fazla bilgi var. İyi ile kötüyü nasıl ayırt edeceğiz?

Bu bilgiler küçücük kilitli sandıktaydılar, şimdi o sandıkların kilidi açıldı. Kimi patır patır kapaklarını açıyor. İçinden zaten bizde olan bilgiler çıkıyor. Ama bir tarafta da muazzam kötü senaryolar var. Şöyle olacak böyle olacak, o olacakların içerisinde dünyayı kötü günler bekliyor, bugünler iyi günlerimiz daha kötü günler gelecek, hele Türkiye’ye girmek hiç istemiyorum. Güldürdüm seni değil mi?

Evet güldürdün. Çünkü bana göre olan şey şu; hiçbir zaman evrimleşme ve devrimler bir arada olmadı. Biz de insanız. Değişimden ödümüz patlıyor. Çünkü Neandertal parçamız konuşmaya başlıyor. Astrolojiyi istediğin gibi kullanabilirsin. Çok üzülüyorum çünkü astrolojinin manası bu değil.

Ben de 2020’ye gelmeden önce dört sene sistemden çıkın diye yazdım. Neden sistemden çıkın dedim? Çünkü net görülen bir şey var. Bu sistemler yıkılacak. Biz bunu 10-15 seneden beri biliyoruz. Yıkılacağı zaman, bu zaman. Gümbür gümbür de yıkılıyor şu an karşımızda. Peki neden bu kadar telaş ediyoruz, korkuyoruz, rezalet, felaket bir şey olduğunu söylüyoruz? Onun yerine yardımlaşsak daha iyi olmaz mı? Ben şu ülkede doğru düzgün yardımlaşacak bir sistem bulamıyorsam ama İngiltere’de varsa, orada insanlar şakır şakır birbirine yardım ediyorsa dönüp kendimize bakmamız lazım. Yaşadığımız hayat tamamen bizim enerjimiz, bizim inançlarımız, bizim davranışlarımızla şekilleniyor. Ben potansiyeli görüyorum. Şöyle söyleyeyim sana; bu birkaç sene devam edecek. Bu kadar kolay bundan yırtamayacağız. Başta yırtabilirdik ama o kadar büyük bir odaklanma oldu ki kötü günlere, felakete, ölümlere… Covid-19’u biz büyüttük. Hiç önlem almadık. Aldığımız önlemler de son derece yapay oldu. Mış gibi yaptık. Mış gibi yaptığın hiçbir şey işe yaramaz. Herkes yine birbirine gitti, yok “Onu ben tanıyorum, canım o benim, komşum” dedi. Gerçekten duracak ve içimize dönecektik. Bu zamanı ruhani arınma ve keşif için harcamanın yanı sıra, fiziksel sağlığımız için de kullanacaktık. Mukozaya dönecektik ve mutasyonlar da çok daha az olacaktı. Olmayacaktı. Bir tek burası için geçerli değil, bütün dünya için geçerli bu durum. Ama yok, gerçekten durmadık. Laf dinlemedik, enerjiyi dinlemedik. Şimdi de yaptığımızın sonuçlarıyla yaşamak zorundayız. Aşı mı olacağım, olmayacak mıyım, ne yapacağım, içeri mi kapansam? Bu arada bir sürü iş yeri de kötü durumda. Ama demek ki bizim enerjimiz bunu gerektiriyor.

Biraz önce "Covid- 19’u biz büyüttük" dedin ya, peki insanlar bilinçlerinin, odaklandıkları herhangi bir olguyu bu kadar büyütebildiklerinin farkında olsalar, neler yapabilirler düşünebiliyor musun?

Tabii, tabii kesinlikle.

"2025, İKİNCİ RÖNESANS GİBİ"

Sence böyle günler gelecek mi?

Tabii ki gelecek. Plüton son demlerini yaşıyor. 2008’den beri Oğlak’ta ve bizim bütün güvenlik sistemlerimiz, sigortalarımız, bankalarımız, devletlerimiz, ordularımız dağılıyor. Hiçbir işe yaramamaya başlıyor. Çünkü sistemin dağılması lazım ki, yenisini inşa edelim. 2024’te Kova’ya geçecek Plüton. Yerle bir olma işlemi bitecek. Yerle bir olma derken insanların ödünü patlatmak da istemiyorum. Çünkü öyle bir yerle bir olma değil aslında bu. Sadece var olan şeyin artık işe yaramadığını görünce yenisini yapmaya başlayacağız. 2016 ile 2020 arasında sistemden çıkın dediğim buydu. Çıkın sistemden, kendi sisteminizi yaratın. O çıkan insanlar, kendi sistemlerini şu anda yaratıyorlar ve biz de onlardan faydalanacağız. Yeni şeyler öğreneceğiz onlardan. Yeni şeyler yaratmaya başlayacağız. Plüton Kova’ya geçtikten sonra da özellikle 2025-2026 süper gözüküyor. 2025 ikinci Rönesans gibi, unutma. Şu anda bir şeyler karanlık hissettirebilir. Toprak yıllarından, 200 yıllık toprak baskın dönemden havaya geçtik. Ama hala daha o ikisinin geçişindeyiz. İki hava sistemi arasındayız ve fırtına var. Ama güzel olan şey ne, biliyor musun? Adaptasyon gücümüzün inanılmaz yüksek olması. Büyük göçleri yaşadık, buzul çağlarını yaşadık, yaşadık da yaşadık. Depremler yaşadık, kıtlıklar yaşadık. Biz bunun da üstesinden geleceğiz, korkacak bir şey yok. Ama 2025’ten itibaren özellikle de 2032-2033 yılları çok başka olacak. Bizim çocuklarımız farklı yaşayacaklar, farklı düşünecekler; zaten farklılar.

İNSAN ELEKTROMANYETİK KİMYASAL BİR VARLIKTIR

Bunu 8 yıldır Mor Alev’de her sabah yapıyorsun ama yine de ben şunu sormak istiyorum. Astroloji nasıl okunmalı? Bu kötücül yorumlara nasıl bir farkındalık ve bakış açısıyla yaklaşmak gerekir? En önemlisi de astroloji neden var?

Astroloji de herhangi bir bilim dalı gibi. Bilime karşı değil, bilimle kardeş. Astrolojiyle astronomi kardeştir. Tüm bilimler gibi astrolojinin amacı da hayatımızı nasıl kolaylaştırırız, nasıl yeni şeyler yaparız, nasıl ilerleriz sorularına yanıt almak, bir de merak. Meraklıyız. Ne, neden, nasıl, ne zaman bunları öğrenmek istiyoruz. O yüzden fizik var, biyoloji var, kimya var. Yani bütün bu bilim dalları da o yüzden var. Bu ekran da matematik olmasa olmayacaktı. Ya da fizik, teknoloji olmasa olmayacaktı. Kendimizi anlarsak, hayatı anlarsak, çevremizi anlarsak enerjiyi anlarsak ilerliyoruz. Bu da onu anlamanın yollarından biri aslında. Güneşten gelen plazma fırtınalarının elektromanyetik değerini ölçebiliyoruz. Etkilerini de biliyoruz. Dolunayı biliyoruz. Denizi kabarttığını, insanın içindeki sıvıya da etkisi olduğunu. Daha çok şiş olduğumuzu… Aslında bildiklerimizden biri de nedense çok fazla söylenmeyen bir şey, bu beden, insan, elektromanyetik kimyasal bir varlıktır. O zaman güneşten gelen ışıkla fotosentez varsa eğer, neden biz de güneşin plazma fırtınalarından, çekim gücünden etkilenmeyelim? Her devasa gezegenin; Jüpiter’in, Venüs’ün, Dünya’nın bir çekim gücü varsa ve biz de elektromanyetik olduğumuza göre göçmen kuşlar gibi –onlar yolu nasıl buluyor, elektromanyetizma ile buluyorlar- biz de tüm bunlardan etkilenmeyelim? Buna böyle bakmak lazım. Böyle baktığın zaman da astroloji sana üç şey yapar. Birincisi potansiyel nedir, enerji bize ne diyor? İkincisi bu enerjideki potansiyeli kullanırsak en yüksek olasılık, en güzel, en hayırlı olasılık nedir? Üçüncüsü de kullanmazsak ya da gölgesine kaçarsak, ne olur? Herkes gölgeye odaklandığı zaman astroloji de orta çağ astrolojisine geriliyor. Çünkü astrolojinin çıkışı bu değildi. Hayatı anlamaya çalışma bilimiydi. Ama sonradan o ünlü astrologlar -binlerce yıl öncesinden bahsediyoruz- artık krallara hizmet etmeye başlayınca bu iş de sulanmaya başladı. Çünkü sultanı, kralı mutlu etmesi lazım. Adam zaten gidip birilerini öldürmeyi planlıyor. O arada astroloğa soruyor, “Ne zaman savaş yapsam iyi olur?” diye. Astroloğun haritada o anda gördüğü şey belki kan revan, anlatabiliyor muyum? Ve sonuçta hep felaketlere odaklanıldı. Güneş tutulursa kral ölür, şu olur, bu olur gibi korkularla yönetilen astroloji de çok moda oldu. Burada da moda.

Yurt dışında nasıl?

Yurt dışında biraz daha değişti. Ben yıllar önce astroloji öğrenmeye başladığımda derinlerine iniyordun, haritayı öğreniyordun, karakterleri öğreniyordun o kadar. Sonra bunları, “Ben insanla konuşunca anlıyorum, ne gerek var ki astrolojiye?” deyip bıraktım. Tabii o arada farkında olmadığım şey, evrimsel ve psikolojik astroloji gibi dalların doğuşuydu. O ara Steven Forrest, Plüton kitabını yazıyormuş, bütün bunların farkında değildim. Birkaç sene sonra yeniden geri çekildiğimde bunları keşfettim. Ve o zaman ne yapabileceğimizi anladım. Bu biraz da rüzgâr tribünü gibi. Onu rüzgârın estiği yere koyarsın. Rüzgârın estiği yere koymak için de meteoroloji raporlarına ihtiyacın vardır.  Ben de evrimsel astrolojiyle rüzgâr tribünümü nereye koyacağımı bilmeye başladım.

“HARİTANI SEN BELİRLİYORSUN, BAŞA ÇIKAMAYACAĞIN BİR ŞEY DE KOYMUYORSUN ORAYA”

Yıllar önce astroloji haritamı okutturduğum bir astrolog arkadaşım da aynı zamanda, bana bir yıllık yorum yaptı. O yıl için “Yaşamının bolluk ve bereket olarak en çok kıtlık yaşayacağın dönemlerinden biri olacak” dedi. Fakat bizler uyanmış bilinçler olduğumuz için ben kendisini müthiş bir sükunetle dinledim, içimden de “Böyle olmayacak. Ve ben böyle olmayacağını da yaşayacağım, bu alanı şifalandıracağım ve holografik hafızaya da bu şifa gidecek” dedim. Gerçekten o yıl, tabii ki dikkatli oldum. Ama genel olarak asla kıtlık bilincine girmeden, sistemin farkında, üzerinde ve izleyerek yılı devam ettirdim. Biliyor musun geçmişe oranla en yüksek prim aldığım yıllardan biri oldu. Eşim de o yıl daha fazla para kazandı. Burada sohbetimizin başında bahsettiğin bir gerçeklik var. O da bizim ne istediğimiz.

Şimdi o zaman belli bir noktaya gelelim. Türkiye’de çok iyi astrologlar var. Onların hakkını yemeyeceğiz. Bu işi çok iyi yapanlar var. Ama iyi yapmayanlar da var, her iş gibi. Peki ne yapabiliriz? Haritada potansiyeller ve birkaç tane de uyarı vardır, o kadar. Ve potansiyeller aslında o en kötü dediğimiz, en zorlu dediğimiz açılardadır. Ben hep Satürn’le dost olun diye yazıyorum. Çünkü dost olunca çok iyi oluyor her şey. Süper bir öz disiplin oluşuyor en başta. Kötü harita diye bir şey yoktur. Asla olmadı, asla olmayacak. Asla ve asla kaderini haritan yazmıyor. Zaten spiritüelliğe dönersek, haritanı sen belirliyorsun. Yani başa çıkamayacağın bir şey de koymuyorsun oraya. Bir de ayrıca hepimiz mazoşistiz, hepimiz acı çekmeye geliyormuşuz gibi. Değil. İşte yine o hocaların öğrettiklerine geri dönüyoruz. Önemli olan şey bakış açımız. Biz buna nasıl bakıyoruz? Ben bununla nasıl ilerlerim? Ben bundan neler öğrenirim? İşte bu. Onun için de korku salan astrolojik yorumlardan birazcık geri çekilmek ya da en azından uyanık olmak, üstüne birazcık tuz serpip de yemek lazım. Ama tabii bir dezavantajı var astrolojinin; yazarsın yazarsın bir kulaktan girer öbür kulaktan çıkar.

Sona doğru yaklaşırken sorularımdan bir tanesi de bununla ilgliiydi. İnsanlar yazdıklarının yüzde kaçını anlıyor sence?

Bilmiyorum. Bir de herkes kendi anlayışına göre anlıyor. Benim anlayışımla senin anlayışın arasında da fark var. Bazen bazı şeyleri tekrar okuyoruz, o zaman bile daha başka anlıyoruz.

Röportajın üçüncü bölümü için tıklayın

Yorumlar