Sihirli Tohumlar’da toprak da sihirli gibi…

Sihirli Tohumlar’da toprak da sihirli gibi…

Küçükyoncalı’daki bu araziyi 1992’de evlendiğimizde almıştık. Sonra unutmuşuz. Öylesine unutmuşuz ki piknik yapmaya gelmiştik, başka bir araziye konumlanmışız. O günübirlik yolculukta yepyeni arabanın aküsü bitmişti. Şaşılası bir durum. Şimdi geriye dönüp bakınca kalmak isteğimizin bir göstergesiymiş diyoruz.” Sihirli Tohumlar Permakültür Çiftliği’nin kurucularından Aylin Zeynep Ertem, bu sözlerle anlatıyor çiftliğin hayatlarına nasıl girdiğini. Onun hikayesini dinlerken pek çok şey düşündüm ama en çok da şehirde ne çok şeyi kaçırdığımızı ya da belki hiç deneyimleyemediğimizi... Ve şu da bir gerçek ki bilmedikçe eksikliğini anlayamadığımız şeyler var. Bizim, söylenerek yıkadığımız ıspanak ya da altları yeterince düz diye satın almadığımız dolmalık biberler… Tuhaf ve hatta belki de işe yaramaz bir sürü şey arayış… Aylin Zeynep Ertem anlattıkça giderek koptuğumuz, parçası olduğumuzu unuttuğumuz doğanın cömertliği ve büyük zekâsı karşısında biraz küstahlık ediyormuşum gibi hissettim doğrusu. Ama elbette zararın neresinden dönülse kârdır… Bu röportajı okuyunca eminim sizin de içiniz yeniden başlama arzusuyla dolacak, zira bende öyle oldu…

“Çeşitliliği ve sürdürülebilirliği gözeten, bütünün bir parçası olabilen ve tüm canlılarla anlamlı ilişkiler kuran bir yaşam biçimi geliştirebilmek.” Bu nasıl güzel bir amaç böyle…

Bu cümle insanın içine iyi geliyor değil mi? Bu mümkün. Ne hoş, derginizin isminden giriş yapmış olduk. Şehirde olsun kırsalda olsun böyle yaşayan, bunun için emek harcayan çok insan var. Her şeyin başının farkındalık olduğunu düşünüyoruz. Bilinçlendikçe gücümüze kavuşuyoruz ve birer yetişkin olarak kendimize sahip çıkıyoruz.

Açlık sorununun çözümünün tek tip tarım yapılan geniş araziler olduğunu düşünmüyoruz. Bu şekilde sürekli toprak kaybediyoruz. Kiss the Ground belgeselinde bunu açıkça görüyoruz. Belgeselde konvansiyonel tarımın iklim değişikliğine olumsuz etkisi gözler önüne seriliyor. Herkese izlemesini tavsiye ederiz. Ayrıca bugünkü sistemde çiftçinin yetiştirdikleri yüzlerce ve hatta binlerce kilometre kat ederek tüketiciye ulaşıyor. Fosil yakıt tüketiminin etkileri ortada ve artık göz ardı edilemeyecek düzeyde.

Oysa insanları yaşadıkları yerde kendi gıdasını üretmeye teşvik etsek. Geoff Lawton’ın Greening the Desert projesi buna müthiş bir örnek. Çölün ortasında bir vaha yaratılmış ve aileler kendi meyve ve sebzelerini yetiştiriyor.

Web sitenizde “Enginarların arasında kardeş bitkiler yaklaşımına uygunluk gösteren salatalık ve brokoli gibi tek yıllık bitkiler yer alıyor,” şeklinde bir ifade gördüm. Nedense gülümsedim bunu okuyunca. Demek ki doğada da doğaların uyması ve birbirini desteklemek prensipleri var… Doğal tarım da bu demek mi oluyor?

Evet bu değindiğiniz nokta doğal tarımla ilişkili. Doğal tarım Masanobu Fukuoka’nın Ekin Sapı Devrimi kitabıyla felsefesini ortaya koyduğu geniş kapsamlı bir yetiştiricilik daha doğrusu doğayla bir olma, var olma biçimi. Permakültür tasarımının temellerini ortaya koyarken permakültür kurucusu Bill Mollison da Masanobu Fukuoka’dan etkilenmiş.

Tespitiniz çok yerinde. Doğada bir uyum var ve her şey birbiriyle ilişki içinde. Bu ilişkinin de temelinde dönüşüm var. Biz yaptığımız gözlemlerle bu kurguyu bu örnekte olduğu gibi sebzelerimizi yetiştirirken devreye sokabiliriz. Bu etkileşime kardeş bitkiler ya da bitki birlikteliği deniliyor. Mesela mısır, fasulye ve balkabağı da buna güzel bir örnek, üç kız kardeş. Birçok kızılderili kabilesinin geleneklerinde bu üçünü birlikte ekmek ve birlikte tüketmek var. Bu yöntem Karadeniz’de yaygın bir uygulama. Mısır, fasulyenin ihtiyaç duyduğu sırık görevini yerine getiriyor, fasulye havadan azot bağlayarak her üçüne besin maddesi sağlıyor, balkabağı da yapraklarıyla malç vazifesi görüyor, toprağı örtüyor ve nemli tutuyor. Böylece Bill Mollison’ın dediği gibi doğaya rağmen değil doğayla birlikte yetiştiricilik yapıyoruz.

Permakültür nedir? Temel ilkeleri nelerdir?

Permakültür bir tasarım felsefesi, aslında bir yaşam biçimidir. Temel ilkeleri doğayı ve insanı gözetmek ve çıkan fazlayı paylaşmaktan geçiyor. İnsanın ve doğanın birlikteliğini amaçlıyor aynı kardeş bitkilerde olduğu gibi. Zarardan çok fayda yaratan bir sistem kurmayı amaçlıyor. Bu faydayı da sistemin dışına yaymayı. Şu anda yarattığımız karmaşa, öncelikli olarak toprak kaybı, ormansızlaştırma ve kirlilik bizi yok oluşa doğru sürüklüyor. Sorumluluk sahibi bireyler olarak bir an önce bunun farkına varıp, harekete geçmeliyiz. Permakültür tasarımı da bunun yollarından biri olabilir. Doğadan almak üzerine kurulu olan ilişki biçimimizi bir alışverişe dönüştürüyoruz. Böylece yetiştiricilik yaptığımız araziyi bir yandan rehabilite ederken diğer yandan ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz. Topraktan aldığımızı her zaman toprağa geri veriyoruz. Bunu yaparken de doğayla ve çevremizde iş birliği içinde çalışıyoruz. Sürdürülebilir bir düzende doğal kaynaklara yönelmeye, permakültürün çoklu fayda prensibini uygulamaya özen gösteriyoruz.

Sihirli Tohumlar yapıları, enerji kurgusu ve üretim süreçleriyle zahmetli, çok emekli bir yer. Belli ki bu emeğin ardındaki motivasyon çok güçlü. Ben biraz motivasyonunuzu da merak ediyorum.

Çiftlikte ailecek on seneye yayılan ve son üç senede ivme kazanan bir adaptasyon süreci yaşadık. Tanışıklığımız arttıkça çiftlikteki yapılarla ilişkilerimiz de güçlendi. Dışarıdan iş diye görünenler bir yaşam biçimine dönüştü.

Hayallerimiz motivasyonumuzu sürekli körüklüyor. Her insanın içinde var olan o bilişe tutununca hedef önemini yitiriyor. O sıralar sizi heyecanlandıran hayalini kurduğunuz bir konu oluyor ve onu hayata geçirmek istiyorsunuz. Her şeyden önemlisi de siz doğaya bir verdiğinizde o size bin vermeye hazır oluyor. Bu bereket yetiştirdiğimiz ürünün lezzetinden soluduğumuz havanın kokusuna, her geçen gün artan çeşitliliğe, sabah uyandığınızda kuşların sesine kadar deneyimlediğimiz her şey.

Burayı nasıl kurdunuz? Sizler kimlersiniz?

Küçükyoncalı’daki bu araziyi 1992’de evlendiğimizde almıştık. Sonra unutmuşuz. Öylesine unutmuşuz ki piknik yapmaya gelmiştik, başka bir araziye konumlanmışız. O günübirlik yolculukta yepyeni arabanın aküsü bitmişti. Şaşılası bir durum. Şimdi geriye dönüp bakınca kalmak isteğimizin bir göstergesiymiş diyoruz.

O dönem çevremizdeki birçok arkadaşımız cevize yatırım yapmayı düşünüyordu. Bir hocamızın dediği gibi biz de ceviz yetiştirme hastalığına tutulduk. Beş dönüm araziye 2011’de 130 tane ceviz diktik. Hayaller, çok ceviz yetiştireceğiz, çok para kazanacağız, emekliliğimizde rahat edeceğiz şeklindeydi. O zamandan beri öyle çok değişmişiz ki. Emeklilik fikrine inanmıyoruz şimdi mesela. Organik tarım yapalım diye çıktığımız yolculuk biz doğayla bütünleşmeye başlayınca karşılaştığımız insanlar, hocalarla bambaşka bir yola girdi.

Çiftlikte çekirdek aileyiz. Burayı yaratmamıza, ayakta tutmamıza destek olan insanlarla birlikte yaşıyoruz. Süleyman, aileden gelme karton ambalaj matbaası, Tem Ofset’i işletiyor. 1963’te babasının kurduğu işletmede aile gibiler ve harika bir ekiple müthiş işler çıkartıyorlar. Hayali ekolojik ve sürdürülebilir bir matbaa kurmak. “Haftanın yedi gününü yarımşar günden sekize çıkarttım dört günü matbaada dört günü çiftlikte çalışıyorum,” diyor.

Ben, uzun seneler 1973’te annemin kurduğu metalurji alanında temsilcilik yapan şirkette, Meta-Mak’ta yöneticilik yaptım. Hali hazırda ilişkimi danışmanlık vererek devam ettiriyorum. Çiftliğin kuruluşuyla eş zamanlı heykel okudum. Çocukluğumdan beri hayalimdi. Yani biraz her telden. Gençlere gelince çok şanslıyız ki tutkularımız benzerlikler taşıyor. Çiftliği tasarlamaktan, çiftlikte çalışmaktan heyecan duyuyorlar. Sinan İngiliz Edebiyatı, Alp Endüstriyel Tasarım okuyor. 2017’de permakültür tasarım eğitimini hep birlikte aldık. Sonrasında da çiftliğimizi doğa ile uyumlu bir yaşam alanına dönüştürme yolculuğumuz bilinçlenerek devam etti.

Çiftlikteki doğal yaşamın, arazinin bitki örtüsüne olan katkılarını okurken çok etkilendim. Sadece doğal dengeyi sağlayarak bir yerin kendi kendini bereketlendirmesi muhteşem. Bu kurguyu nasıl yaptınız?

Halen yapıyoruz demek daha doğru olur. Aslında bu kurguyu yaparken örneklerden yararlandık. Permakültür, Tasarımcının El Kitabı’nda da örnekler mevcut. Tabii ki sadece örnekler ile bitmiyor, örnekler, tecrübeler ve gözlemler ile birleşince arazi bereketlenmeye başladı. Örnek vermek gerekirse başka bir çiftliğin planlarını kullanarak bir tavuk traktörü yaptık, şimdiyse bu traktör mısır ekmeği planladığımız arazide gübreleme görevi görüyor. Bu traktördeki tavuklar arazide hem geziyor hem yumurtluyorlar hem yığdığımız yaş inek gübrelerinin içindeki tohumları ve böcekleri yiyip eşeleyerek yayıyorlar, hem de kendi gübrelerini bırakıyorlar. Böylece permakültürün temel prensiplerinden biri olan çoklu fayda devreye giriyor. Tavuklar mutlu, biz mutlu. Kompostlaşmış gübre, mısır ektiğimizde bereket olarak geri dönecek.

Gönüllülük ile ilgili neler söylersiniz? Çiftlik gönüllülerinin önemi nedir? Ve elbette gönüllülüğün öneminden bahsetmeli ama yine de bir kazanım da olmalı… Biraz oradaki etkileşimi anlatabilir misiniz?

Çiftlikte farklı iki alanda gönüllü ağırlıyoruz, permakültür ve doğal yapılar. Her ikisi için de en kısa üç hafta olmasını tercih ediyoruz. Böylece karşılıklı fayda artıyor. Gönüllülerin de bu süreçte birikim oluşturması mümkün oluyor. Gönüllülerin çalışma saatleri bizlere göre daha kısa oluyor ki dinlenmeye ve doğada olmaya da vakit ayırabilsinler.

Çiftlik bir deneyim ve öğrenme alanı. Gönüllülerimiz de bu ortamdan bir şeyler öğrenip, beslenebildikleri sürece karşılıklı bir kazanım oluşuyor. Onların hayallerini ve heyecanlarını paylaşmak ve katkı sağlayabilmek bizim için keyif kaynağı. Karşılıklı bir sevgi ortamı oluşuyor. Ondan sonrası artık bir dostluk ilişkisi ve onlara yolculuklarında her zaman destek olmaya hazırız.

Çiftliğin bir de ziyaret günleri var… Gelenler neler yaşıyorlar? Eminim çok keyifli ve sıra dışıdır…

Çiftlik ziyaret günlerinde öncelikli olarak permakültür uygulamalarıyla ilgili genel bir fikir sahibi olmalarına özen gösteriyoruz. Tüm çiftliği baştan aşağı gezdirmek, ziyaretçilerin sorularını cevaplamak ve tasarımlarına katkı sağlamak zaman ayırdığımız konular. Ayrıca ziyaret sırasında uygulamalar yaptırıyoruz, örneğin kompost yapımı gibi. Tabii ki yetiştirdiğimiz ürünlerle hazırladığımız yemeklerden tattırmak da önemli. Yani burada permakültürle dolu dolu keyifli bir gün geçiyoruz. Çiftliğe ziyarete gelme imkânı olmayan ama bu yaşam şekline ilgi duyanlara da her hafta instagram canlı yayınıyla ulaşıyor ve sorularını yanıtlıyoruz.

Çiftliğin ürünlerine ulaşımımız var mı?

Şimdilik ürünlerimize ziyarete geldiğinizde veya etkinliklere katıldığınızda ulaşmanız mümkün. Kargo ile ekstra bir karbon ayak izi yaratmamak ve paylaşırken doğayı da gözetmek için, dağıtımı sadece yakın çevremizde yapıyoruz. Ancak zaman neler getirir bilemiyoruz, ileride ürünlerimizi daha farklı şekillerde paylaşıyor olabiliriz.

Bizler kendi yaşam tarzımız içinde nelere dikkat etmeliyiz? Bize doğa dostu bir yaşam için neler önerirsiniz?

En temel başlanabilecek üç nokta var, biri gıdanızın kaynağı konusunda bilinçlenmek ve küçük üreticiyi desteklemek, mutfak atıklarınızın çöp olmadığının farkına varmak ve çöp üretmemek için özen göstermek.

Biraz açmak gerekirse yedikleriniz nasıl üretiliyor, ilaçlama yapılıyor mu, dalında mı olgunlaşıyor gibi sorulara cevaplar arayabilirsiniz. İkincisi mutfaktan çıkan artıkları kompostlaştırarak organik maddece zengin toprağa dönüştürmek daha önce de söylediğimiz gibi doğadan aldığımızı doğaya geri vermenin bir yolu. Evde kompost yapmak çok kolay ve doğru uygulandığı sürece sorunsuz ve kokusuz bir yöntem. Olgunlaşan kompostu bitkilerinize besin olarak verebileceğiniz gibi kullanamayacağınızı düşünüyorsanız, artık büyük şehirlerde toplama uygulamaları da başladı. Son olarak ne kadar çöp yarattığınızın farkına varabilirsiniz. Çünkü o çöpler doğada yok olmuyor. Mesela alışverişlerinizde kendi torbanızı kullanarak işe başlayabilirsiniz. İkinci adım ambalajsız gıda tüketmek olabilir. Siz farkına vardıkça bu liste uzayıp gidecektir. Ve eklemeden geçemeyeceğim saksıda, balkonda, bahçede bir şeyler yetiştirmek. İnsanın kendi yetiştirdiği sebzenin lezzeti bir başka oluyor.

Doğa öyle sanıyorum ki ruha da iyi gelen bir yaşam alanı… Doğayla temasın size katkıları neler oldu?

Doğayı gidilecek ayrı bir yaşam alanı olarak görmüyoruz. Zaten doğanın parçasıyız. Şehirde kaldırım taşlarının aralarında filizlenen bitkileri düşünün. Kırsalda olmak sadece teması arttırıyor. Zaten parçası olduğunuz döngüyü daha derinden hissetmenizi sağlıyor. Doğayla temas etmek bir terapi. Bilimsel olarak da kanıtlanmış. Topraktaki mycobacterium vaccae bakterisinin seratonin seviyesini arttırdığı, anksiyeteyi azalttığı yönünde araştırmalar var.

 

 

Yorumlar