Sesle şifa nasıl gerçekleşiyor?

Ses çanakları, tokmaklar, gonglar ve huzur veren vuruşlar…  Son yıllarda önümüze çok daha fazla çıkmaya başlayan bir şifa yöntemi de sesle şifa… Ses ne demek, duyduklarımızın ötesinde nasıl sesler var. Duymadığımız sesler görmediğimiz alanlara nasıl etki ediyor? Bilim bu işe ne diyor? Ritmoterapist Cenk Güçbilmez ile konuştuk.

Sesle şifa yoluna nasıl girdin Cenk? 

15 senelik kurumsal firma ve profesyonel perküsyon müzik hayatım dengede gidiyordu. Yaş ilerleyip, stres artınca bazı dengesizlikler başladı. Shamoon isimli bir müzik grubu kurmuştuk ama sözsüz, sadece ses odaklı doğaçlama performans yapmaya başlamıştık. İçgüdüsel bir şekilde sese çekildim.

Bu tür müzik yapan başkaları var mıydı Türkiye’de? Nasıl tanımlanıyordu bu performans? 

Hayır, hiç yoktu. Özümüzdeki sesi keşfetme ve şifalanma ile anılıyordu.

“ASTROLOJİK HARİTAMA BAKTIRIP EĞİTİME BAŞLADIM”

Senin için anlamı neydi? 

O zamanlar ben, dijit, sol beyinliyim. Yogaya bile; siz yapın, ben böyle iyiyim gibi bir tavrım vardı. Tanımadığım bir alandı. Çevremde, "Sende bir şey var, farkında değilsin" diyenler çoktu ama ben öyle hissetmiyordum. Sadece çok hoşlandığım bir müzik yapıyordum. Üç kişiydik ve üçümüz de trans halinde müzik yapıyorduk. Her çıktığımızda hem bize hem izleyiciye iyi gelen bir performans çıkarıyorduk. Gerçekten değişik bir performans çeşidiydi. O dönem sıkışmışlık hissi artmaya başladı ve iç sesim çok net, bağıra çağıra “Bu senin gitmen gereken yol değil” diyordu. Böyle bir yaşam istemiyordum artık ama ne yapmam lazım onu da bilmiyordum. Evrenden yardım çağrısı istedim. Bir gece, Shamoon’un da vesile olmasıyla neden sesle şifa olmasın fikri oluştu. Ama bu arada konuyla ilgili ne kitap ne başka bir bilgi var elimde. Astroloji haritama da baktırıp onay aldıktan sonra eğitim almam gerektiğine karar verdim.

Sol beynine de iyi gelmiştir bu onay. Sonra eğitimler nasıl gelişti?

Evet! Bir arkadaşımdan, kısa zaman sonra Belçikalı Sesle Şifa uzmanı Surya Marteen’in Türkiye’ye geldiğini öğrendim. Enteresan şekilde tam da aradığım şeydi ve arkadaşım kanalıyla geliyormuş tesadüfen(!).

Ah eşzamanlılık çalışıyor, bayılıyorum bunun şahitliğine. Çok heyecanlandın mı?

Heyecan silsilesi oldu! İlk eğitimimi aldım. Çakra sesleri, Tibet kasesi ses terapisi gibi ilk bilgileri Surya’dan aldım. 

“CENNETTEN GELEN SESLER GİBİYDİ”

Başlangıçta seni en çok etkileyen ne oldu?

Özellikle kendi sesim, kendi titreşimim beni çok etkiledi. Şu an eğitimlerimde de öğrettiğim bir sistem öğrendim. Bija mantradan farklı bir mantra sistemi. Açık sesler, u-o-a gibi, her çakranın sesi olan bir sistem. İlk çanak setimi almıştım ve sezgisel olarak akşamları ormana gidip, sesleri çıkarıp gelme dönemim oldu. Dönüşümümü sağlayan bu çakra sesi oldu. Büyülenmiş gibiydim. Uzaydan, cennetten gelen sesler gibi bakıyordum mevzuya.

O dönüşüm hissini anlatsana biraz Cenk. Nasıl bir farkındalıkla gelişti?

Ani bir dönüşüm, inanılmaz bir huzur ve huşu buldum.  Dengeli ve kendine yetme hali oluştu. “Blessed (kutsanmış)” dediğimiz şey, o an benim için çok yeniydi. Şu an stabil oldu. 

Dinginlik mi bu?

Evet, inanılmaz dingin hissetmeye başladım. 4-5 ay sürdü ve sonra oturdu. 

“ÖNCE BİLGİ DÜŞÜYOR, BEN DE PEŞİNDEN GİDİYORUM”

Hayatına müziğin ilk girişiyle bu yeni dönemin fark ettiğin bir paralelliği var mı?  

O da çok içgüdüseldi. 15 yaşıma dek hiç müzik dinlememiştim. Bir gün Queen dinledim. Uçurdu beni! Çok etkilendim. Rock ve heavy metal ağırlıklı, yoğun müzik dinlemeye başladım. Sonra üniversitede bateri çalma isteği duydum ve Okay Temiz’le ritim çalışmasına gittim. Bunlar da tamamen sezgiseldi. Çok net emindim, perküsyon ve vurmalı çalgılarla ilgilenecektim. Hep böyle oldu, önce bilgi düşüyor ben de peşinden gidiyorum. Bu güzel bir şey, avantajlı hissediyorum. 

Nasıl devam etti süreç? 

Kurumsaldan ayrıldım ve İngiltere’ye eğitime gittim. Deneyimlerimden çok iyi dönüşler alıyordum. Merakım iyice artmıştı. İnsanlar akışlarda vizyonlar, renkler görüyordu. Nasıl oluyor diye düşünüyordum sürekli. 

Deneyenlerin yaşadığı imge, vizyon görme gibi şeyler sana da oluyor muydu? Nasıl aktarıyordun katılımcılara bu yeni, farklı bilgiyi?

Vizyonlar olmadı, hala da öyle çalışmıyor. Nadiren hayatımı etkileyen rüyalar olmuştur ama asıl çeneye vurdu bende. Çok konuşmayı seven, iletişime açık biri değildim. İçe kapanıktım. İçimde aktaracağım bir şeyler vardı ama kanal bulamıyordum. Bu enstrümanlar ve bu Ben ile kanal açıldı. Bir anda konuşmaya başladım. Ama tam da içselleştirmiş olmadığım başlangıç zamanında korkularım olmuştu. 

Peki Türkiye’de, insanımızın çok yabancı olduğu bir konuda konuşmaya başladın. Bilimsel verilere dayanmasına rağmen çok yargılanan konular bunlar. Onları nasıl aştın?

Zaman içinde deneyim kazandıkça, piştikçe, içselleşme tamamlandı ve kırdım bunları. Akmaya başladı ve öyle ki bazen akışın sonunda ben mi konuştum bunları diye sorardım kendime. 

Peki, sesi hiç bilmeyen birinin anlaması için basit bir dille anlatır mısın Cenk? Ses nedir? ‘’Her şey sestir’’ ne demek? 

Kulağımızla duyduğumuz şeyi ses olarak algılıyoruz ama bu değil. Frekans ve titreşim olarak açmamız gerek ses konusunu. Örneğin insanın duyduğu ses aralığı 20 ila 20 bin Hertz, kedi-köpekler 60-80 bin Hertz, yunuslar 150 bin. Koca evrende beş duyumuzla çok sınırlı bir idrakimiz var. Oysa büyük bir aralığı, spekturmu var sesin. Bedenimizin derinine daha küçük parçacıklara inince keşfediyoruz bunu. Eskiden en ufak birim sanılan atomun, kuantum alanda daha da altına inince kuark olduğunu ve onun içinde de ses ve ışık (foton ve fonon) olduğunu biliyoruz. Atomlar bir aradayken molekülleri, insan bazında hücreleri, dokuyu, organları ve fiziki bedeni oluşturuyor. Dolayısıyla en temel noktamız sese ve ışığa bağlı. O yüzden evrende her şey ses ve titreşim diyoruz. Işık da enerjinin bir başka titreşim halidir. Her şey titreşiyor.

O halde ses meditasyonunda kullanılan çanaklar ve enstrümanlarla titreşimde hangi etki amaçlanıyor? 

Bizim istediğimiz baş edemediğimiz stres oranını azaltmak. Beyin frekanslarını değiştirerek yapıyoruz bunu. Günlük hayatta beta beyin dalgasındayız. Gözlerimizi kapatınca alfa frekansına geçiyoruz. Bu enstrümanları kullandığımız zaman, 5-10 dakika içinde Theta dediğimiz, beynimizin kendi kendini yenileme safhasına geçiyoruz. 

Böylece insanın kendini iyileştirme potansiyeli olan yenileme sistemi devreye girebiliyor yani, öyle mi? 

Evet, bunları hastanede ölçümleme şansımız da oldu. Ayrıca kandaki mevcut potansiyel oksijen oranını yükselttiğini de biliyoruz. Kan basıncını düzenlendiği için tansiyon da dengeleniyor. 

Peki bu sonuçları elde etmek için belirli bir kâse, kristal seçimi gerekli mi yoksa her durumda işleyen bir sistem mi bu?

Her bir enstrümanın farklı özelliği var ama ses meditasyonunda bütünsel bir etkiyle ilgiliyiz. Seslerin birleşimi bu etkiyi yaratıyor. Tek bir çanakla da sonuç alınabilir ama bahsettiğim bütünsellik daha hızlı ilerleme ve daha derin bir meditasyon hali sağlıyor. Ama diğer taraftan çanakların kalınlığına ve genişliğine göre bedenle titreştiği yerler değişiyor. Büyük çanaklar daha çok bedenin alt kısmıyla, küçüldükçe üst kısmıyla etkileşime giriyor. 

Sesin bedendeki ilerleyişi, lokal sıkıntılar üzerindeki etkisi nasıl gerçekleşiyor?

Frekans engel tanımaz, duvarın içinden geçtiği gibi bedenin içinden de geçiyor. Geçerken fasya üzerinde birikmiş bir enerji yoğunluğun varsa, o alana çarptığı zaman ilk verdiği tepki ağrı olabiliyor.  Orada blokaj olduğunu anlıyoruz. Fasya üzerinden dönen bedenin elektrik enerjisi, genelde stres ve olumsuz duyguların birikmesiyle yavaş yavaş kapandığında enerji o bölgeden geçemiyor. Ses de buraya çarptığında uyarı veriyor. O durumda farklı teknikler uyguladıktan sonra bloke olmuş enerji çözülmeye, akmaya başlıyor ve kişi de rahatlıyor. Buna paralel olarak duygu durumu da çözülüyor.

Psikolojik danışmanlıklarda ses meditasyonun süreci kolaylaştırdığını daha önce yine senden öğrenmiştim. Bu tür çalışmalar yapıyor musun? 

Evet, bir psikolog ile ortak çalışmamız var. Seansın öncesinde ben ses meditasyonu ve ses masajından oluşan bir seans yapıyorum. Kişinin derinlere gömdüğü bilinçaltı verilerine ulaşmayı, duvarları aradan kaldırmayı kolaylaştırıyor. Bazen çok uzun yıllar süren, kaynağa kök sebebe inme amaçlı seansları kısaltma imkânı veriyor.

Savunma mekanizmasının gevşemesi sayesinde, kendini güvende hissetmek ve izin vermek diyebilir miyiz buna?   

Evet, gevşetiyor ama bunu yaparken sesin frekansıyla kişinin stresi normalize olduğu için, baş edemeyeceği travmatik bir açılımla karşılaşmıyor.  Sağlıklı bir sağaltım yaşanıyor. İnsanı korkusuzca, rahatlıkla, dengeli şekilde blokajlarını, sorunlarını ifade edebilir hale getiriyor. Sıklıkla meditasyon seanslarında, vizyoner bir ortam oluşuyor. İçinde uhde kalan konularla ve daha pek çok konuyla ilgili kendiliğinden sağaltım yaşayan kişiler var. Yönlendirmemiz dahi olmadan, otomatik oluyor sanki. Ayrıca kendi kendine ağrıyı bir noktada yoğunlaştırıp sonra çözülmesi gibi deneyimleri de gözlemliyoruz. Ellerde, bacaklarda ufak atmalar ve sonra gevşemeler oluyor. En güzel tarafı da bir yan etkisi yok. 

Yenileyici frekanslardan, hücre yenileyici çalışmalardan endişe edenler var diye biliyorum. Kullanmamak gereken durumlar var mı?

Kanser tedavisi gören kişilere uygulama yapmıyoruz.  İstanbul’da bir özel hastanede, kemoterapi ya da radyoterapi sonrasındaki süreçte ağrıların giderilmesi ve genel durumun iyileştirilmesi için, belirli mesafeden ses meditasyonu kullandık. Beden üzerinde, yani ses masajı olarak kullanmadık. Beden kullanımında titreşim çok yoğun olduğu için hücre çoğalma etkisi doğal olarak daha yüksek.

Genel olarak kullanılmayan başka durumlar var mı?

Kalp pili olanlara yapmıyoruz. Bu sesleri dinlemenin ya da dinletmenin bir zararı yok ama hamilelerde beden üzerine koyarak çalışma yapmayı tercih etmiyoruz. 

Kayıtlı bazı frekans kayıtları var dijital mecralarda. Bunların yararları hakkında görüşün nedir?

Spesifik bir hertzin elbette karşılığı vardır ama o kayıtlar da ne kadar doğrudur bilemiyorum. Çok tavsiye etmiyorum. Duyma eşiğinin altında subliminal ne mesajlar yerleştirilmiştir kısmı biraz sıkıntılı. Mesela Youtube'da uzun kayıtlar var, 1-2 saatlik. Duymadığın alt bantta kaynağından emin olmadığın bir şey için bu uzunlukta tavsiye etmiyorum.

Peki senin Spotify yayınını dinlemek seninle fiziken bir aradayken olduğu gibi etkili mi?

Bire birde ses bedene giriyor, tüm materyal elementleriyle etkileşim oluyor. Yayından dinlediğin zaman ise bedenden geçmese de beyin frekansında yine bahsettiğimiz frekans değişiklik etkisi oluyor çünkü ses dalga etkisi devam ediyor. Biri yüzde yüz ise diğeri yüzde seksen diyebilirim, faydası var.

Deneyimime göre bu enstrümanların bazılarına karşı ilk çalışmada dinlemeyi sevmeyen olabiliyor. Örneğin bazısı kristal kase değil, diğeriyle rahat ederken bazısı gong uzun süreli olunca dinleyemiyor. Bu geçici midir, neye göre değişir? 

Genelde zihin çok devredeyken bariyerler devrede oluyor, bunu yaşayanlar var. Yavaş yavaş, kısa süreli tekrarlarda değişiyor bu durum. Sese karşı hassasiyet bu, tepkisel bir durum.

Kendisi de bu çanakları kullanmak isteyen biri nasıl seçim yapmalı? Farkları var mı?

Her çanağın sesiyle rezone olmuyorsun. Ben kendi el yapımı çanak setimi kullanmayı tercih ediyorum, partnerimin de var seti mesela ama ben onunkini kullanmıyorum. Müzik açısından bakarsan kimisi rock kimisi klasik müzik dinlemekten hoşlanır, bu da böyle. Senin çekildiğin frekanslar, sesler de önemli. Hangisinden hoşlanıyorsan senin alacağın şifa da daha iyi olabilir.

Sadece kristal kase kullananlar görüyorum. En belirgin farkları nedir?

Çok daha derin theta halini yaşatıyor kristaller. Net iki unsur var. 440 ve 432 Hertz konusuna giriyor. İlk setim La 440 Hz uyumlu kase seti idi. İlk çalışmalarda akışta sıra kristale geldiği zaman rahatsız olanlar yüzde 20 gibiydi. Sert geliyordu sesler. Sonra La 432 Hz sete çevirdim ve sonrasında çok nadir rahatsızlık bildirimi geldi. Çok fark etti, ciddi bir açıklık, ferahlık oluyor. Huşu içerisinde oluyor herkes.

Nasıl yorumluyorsun bunu?

432 daha dişil enerjili bir frekans diye yorumluyorum. İkinci Dünya Savaşı sonrası enstrümanlar tüm dünyada La 440 Hz uyumlu akortlanır, malum eril bir devirde yaşıyoruz. İnsanları sol beyne, hıza, harekete yönelten bir çağ. Ne tarz müzik dinlersen dinle bu böyle. Şimdi yavaş yavaş, bu tarza yönelen insanlar artık La 432’ye doğru çekmeye başladılar müziklerini. Şimdi bazı dönüştürücü programlar da var, uygulama üzerinden akortlarını değiştirebiliyorsun. 440 için şeytani olduğunu da söylerler ama ona inanmıyorum, eril diye yorumlayabilirim. Hayatta nasıl denge varsa, bir tarafta dururken bir diğer tarafta hareket edeceğiz. Kristal kaselerde rahatlatmaya yönelik akışımız için bu çok daha iyi oldu. İnsanların zaten yavaşlamaya ihtiyaç var. Devir durağan bir devir olsaydı belki o zaman diğerine ihtiyaç olacaktı.

Peki pirinç kaselerin alaşımı nasıl oluyor, nasıl olmalı?

Düzgün bir üretimde içinde genelde yedi metal madde oluyor. Ana madde bakır, kalay. İçine altın, gümüş, çinko, çok az cıva gibi. Astroloji dersi almaya başlayınca bunların gezegen bağlantılarını da öğrendik. Bakır Venüs’e, kalay ise Jüpiter'e bağlı. İkisi de bizim sistemimizde, frekans boyutunda en iyicil gezegenler.

Hiç bilmiyordum bu bağlantıyı, ne kadar anlamlı. Müzikle ilgisi olmayan birinin ses meditasyonu öğrenmesi ve uygulaması ne kadar mümkün?

Müzisyen olması gerekmiyor. Her insanın bir dinleme, algılama kapasitesi, ritim duygusu zaten var. Kalbimiz atıyor, kalp bize ritim veriyor ve bu hep içimizde. Bu da ritmik bir döngü. Amacımız da dingin bir akış oluşturmak. Nota basmak söz konusu değil. Bir günün sonunda bu enstrümanları çalar hale gelebilirler. Pratik yaptıkça gelişiyor her şey gibi.

Son olarak Mümkün mesajını da paylaşır mısın bizimle?

Sen merkezinde olduğun zaman her şey mümkün.

Yorumlar