f
Doğaya baktığımızda sanatın bütün kaynağını görüyoruz

Kendini evrene, evrensel şifaya ve doğaya bırakmış herkes bir şekilde karşılaşıyor diye düşünürüm. Sanatçı Öykü Aras’la bu röportajı yaparken de aynı şeyleri düşündüm. Çünkü acılarını, kaygılarını kabullenmiş, kendiyle bağlantıya geçmekten korkmayan, cesur bir kadın vardı karşımda. Ve bir o kadar da naif, içten, kibar. Kendine el uzatmış, kendiyle yüzleşmekten çekinmeyen sevgi dolu bir kadın Öykü Aras. O yüzden de sen diliyle yapıldı bu röportaj. Öykü Aras kendini arama yolculuğunu şarkılara dökmüş, kendini arama yolculuğuna sesiyle yanıt vermiş genç bir sanatçı. O kadar farkında ki, keşke herkes bu bilince erebilse diye geçirdim içimden onunla konuşurken. Fransa’da güzel sanatlar eğitimi almış ama asıl yapması gerekenin şarkı söylemek olduğunu bir meditasyon seansı sırasında anlamış. Bunu kabule geçiş ve yaratım süreci biraz zaman alsa da ilk single’ı Uyan’ı sanatseverlerle buluşturmuş. Şimdi de albümü İçimize Doğru çıktı. İnsanların aslında ne yapmak istediklerini bulması bile bir mucizeyken Öykü’yü bu kadar açık olduğu ve kendini sorgulamaktan korkmadığı için daha da fazla takdir ettim diyebilirim. Darısı kendini gerçekleştirmek, hayattaki amacını bulmak isteyen herkesin başına.

Bir meditasyon seansı gibi şarkıların, arka arkaya dinleyince sana ilham olan ormanda evrenle hem kucaklaşıyor hem de tepişiyor hissi geldi bana. Meditasyonlarını, spiritüel yolculuğunu bir albüme dönüştürdün sanırım.

Oradan doğdu. Aklımda müzik yapmak gibi bir düşünce yoktu. Fransa’dan Türkiye’ye yeni dönmüştüm ve biraz kaybolmuş gibiydim. Anksiyete baş gösterdi ruhumda ve fiziksel bedenimde de etkilerini hissetmeye başladım. Bir çıkış yolu arıyordum kendime. Gittiğim bir meditasyon eğitiminde kendimi şarkı söylerken gördüm. “Arzularınızı Uyandırın” temalı bir meditasyon seansıydı. Sadece şarkı söylüyordum, başka hiçbir şey yapamıyordum, meditasyonu yöneten kişi “Özgürsünüz, istediğinizi yapın, şimdiye kadar hayal ettiğiniz her şeyi zihninizde gerçekleştirin” diyor. Ben sergi yaptığımı, uluslararası sergilerim olduğunu, heykel performans projeleri yaptığımı hayal etmeye çalışıyorum zihnimde ama hiçbir şey yapamıyorum. Yalnızca arkada bir şarkı çalıyor, ben de bunu sahnede söylüyorum. Bu başta bana hiçbir şey ifade etmedi. Boşu boşuna o kadar para verdim diye söylendim, hayal kırıklığına uğramış hissettim.  Ama sonra jeton düşmeye başladı. Orada bilinç dışım bana bir şey söylemeye çalışıyormuş; bunu fark ettim. Ve şarkı söylemeye doğru gitmeye başladım, kapı kapıyı açtı bir şekilde.

O yolculuk nasıl gerçekleşti? Bu gördüğün vizyonu kabule nasıl geçtin?

Lise döneminde okulun birkaç projesinde şarkı söylemiştim ama açıkçası kendime güvenmiyordum. Hatta beste de yapıyormuşum. Ancak o kadar bu konunun dışındaydım ki ya da kendime güvenmiyordum ki; onların beste olduğunun bile farkında değilmişim.

Fransa’da ne eğitimi aldın?

Heykel, güzel sanatlar, disiplinler arası bir eğitim aldım. Disiplinler arası projelerimde de ses yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyordu. Ses dersleri almaya başlamıştım okulun son dönemlerinde. Ama Fransa’da da Türkiye’ye döndüğümde de müzik yapmayı gerçekten kariyer olarak düşünmedim, aklımın ucundan bile geçmedi.

BİR ŞEYE İNANMAK ZAMAN ALABİLİYOR

Meditasyondan ne kadar süre sonra ortaya çıktı albüm?

Uzun süre sonra çıktı. Aralarında mesafe var. Zaman aldı bütün bunları idrak etmek, gerçeğe dönüştürmek. Meditasyondan sonra yavaş yavaş yaptığım müzikle ilgili işlere bakmaya başladım. Kaydettiğim sesler ve yazdığım şiirler müzik işi dediğim de. Meditasyon bir cesaret verdi bana.  Ama sonra bıraktım, uzun bir süre ilgilenmedim.  Aradan biraz geçince “Kökler ve Dallar” meditasyonuna gittim; Şamanik inzivalar yapan çok güzel bir kamp. Orada bir niyet çemberi yaptık. Herkes eline tüy alıyor, tüy çemberde dolaşıyor. Tüy sana gelince sen o an içinden gelen niyeti bırakıyorsun sesli bir şekilde. Benden bir anda “Sesimin özgürleşmesine niyet ediyorum” sesi çıktı. Ve 3 gün sonra kampın son gününde Kökler ve Dallar şarkısını yazdım. O sırada şarkı yazdığımı anlamadım ama. Bir şeyler yazdım, ses kaydettim. Kamp dönüşünde vapurdayken, sırtımda kamp çantası; içimden Kökler ve Dallar diye mırıldanıyorum. Orada bir şey oluştu, onu cebime koydum ama sonra yine bakmadım. Çok uzun süre boyunca ilgilenmedim onunla. Bir şeye inanmak zaman alabiliyor, hiç inanmamışsan ona, hayalini bile kurmaya cesaret etmemişsen bazı şeylerin hakikaten ardı ardına seni dürtüklemesi gerekiyor. Yine aradan bir zaman geçti, ben koçluk eğitimleri aldım. Önce “Dışavurumcu Sanatlarda Koçluk”, sonra da CTI Co- Active koçluk eğitimi aldım. Co- Active koçlukta ödev veriliyor, eğitim aldığım kişi bir türlü cesaret bulup bitiremediğim şarkımı bitirme ödevi verdi. Ben Kökler ve Dallar’ı o şekilde bitirdim. Gerçekten bir şey beni dürtüklediği için bitirdim.

Uzun bir yolculuk olmuş, aralarda ne yaptın peki?

Evet, uzun bir yolculuktu. O zamanlar heykel ve performans çalışıyordum. Merak ettiğim kurslara gidiyordum. Çok uzun zaman Türkiye’ye gelememiştim, onun hasreti vardı içimde. Her yaz geldiğimde bir şeyleri merak edip, dönmek zorunda kalıyordum. Fransa’dan döndükten sonra ne merak ediyorsam hepsine gitmeye çalıştım. Bir şekilde boşluklar onlarla doldu. Profesyonel olarak kendi sanatsal çalışmalarım dışında bir şey yapmadım. Hepsi birbirinin içine geçmişti.

Yolculuk olmuş aslında gerçekten; kendini gerçekleştirmeye çalışan kişiler zaman zaman spiritüel yolculuklardan da destek alıyorlar senin gibi. Birçok kişinin meditasyonlarla yapmaya çalıştığı şeyi sen başarmışsın.

Daha tamamladığımı düşünmüyorum.

İFADE ETMEK İSTEDİĞİM ŞEY BENDE ŞU AN TÜRKÇE ÇIKIYOR

Albümün de bu yolculuğu anlatıyor ve tınılar çok evrensel geldi bana. Değişik bir albüm, müziklere yabancı sözler yazıp, dünyaya salmayı düşünüyor musun?

Söz olarak yabancı söz çok yazmıyorum ama neden olmasın. Dünyada çalışmak isterim zaten öyle bir ekolden geliyorum. Dünyanın her yerinde arkadaşlarım var. Benim için pek bir sınır yok açıkçası. İfade etmek istediğim şey benden şu anda Türkçe çıktığı için, Türkçe ifade ediyorum. Fransızca da çıkabilir, İngilizce de çıkabilir. Uluslararası duyulmasının büyük etkilerinden biri prodüktörüm Şevket Akıncı’nın uluslararası bir zenginliğe, müzisyen kimliğine sahip olması. Ve topladığı ekip de öyle. Albüme çalan herkes kendinden büyük parçalar, zenginlikler kattı.

Evrensel olmuş, şifa da evrenseldir ya o albümde çalışan herkes o şifaya hizmet etmiş gibi…

Ne güzel söyledin. Çok sevindim bunu duyduğuma.

Albümde çalışan kişiler içinde senin gibi spiritüel tarafı olan var mıydı?

Bazıları daha çok bazıları daha az, bilemiyorum. Ama öyle bir yerden başladık ki, o his bir şekilde geçti bilinçli ya da bilinçsiz.

Şarkıları yaptıktan sonra sende nasıl bir his kalıyor?

Bir sürü aşama var, gitarda çalmak var. Sözün ve müziğin iç içe geçip ses olarak geçmesi var, prodüksiyon aşaması var. İlk aşamada huzur ve rahatlama geliyor.

Benim dinlediğim şekliyle dinlediğinde ne hissediyorsun?

Şükür hissediyorum. Çünkü herkese göre değişir belki ama prodüktörümle acayip bir şekilde birbirimize uyumlandık ve o zamana kadar hayal etmemişim o prodüksiyonu ya da o şeklini şarkının. Onları açığa çıkardı.  Bu yüzden şükür hissediyorum farklı bir yere taşındı şarkılarımın her biri. Albümdeki bestelerimin iki tanesi Şevket Akıncı’ya ait. O da kendinden bir parça koydu. Ve bu uyumun her zaman yakalanmayacağını, herkesle böyle olmayacağını düşünüyorum. O yüzden çok mutluyum.

Bundan sonraki çalışmalarında da bu tarzını devam ettirecek misin?

Belki farklı olacak, böyle olmayacak, zaten olmasın, farklı olsun; her seferinde farklı bir şeyi açığa çıkarmayı seviyorum.

Bunda açığa çıkardığın neydi?

Kavramlar üzerinden düşünürsek benzer şeyleri açığa çıkarmayı düşünebilirim. Kavram dediğim de içsel barış, kendini tanımak, en basitinden sevgi, doğaya olan saygı, kendimize olan saygımız, potansiyellerimiz, her birimizin zenginliği. Bunlar şu anda asıl meselem sanırım. Ama müzikal açıdan bakarsak orada birçok şey denemeyi isterim. Orası çok büyük bir dünya ve ben daha yeni o dünyaya girdiğimi hissediyorum ve heyecanlıyım da bu yüzden.

YAPTIĞIMIZ ŞEYLE BAĞ KURMAYA İHTİYACIMIZ VAR

İnsanlar belki pandeminin etkisi belki de kova çağı bilemiyorum ama kendi içlerindeki şifaya döndüler. İçsel yolculuklar yapar oldular. Evrensel şifaya işaret eder olduk daha çok. Müzik de artık insanı içsel yolculuğa ve evrensel şifaya davet eder bir yere mi geliyor? Ki sanat tabii ki şifa demek. Bilinç ve farkındalık düzeyi artmaya başladı sanki insanlarda; müzikte de durum böyle mi sence?

Bence artan bir tarafı kesinlikle var. Hayatta neye ihtiyaç duyuyorsak, ne gelişiyorsa bilincimizde o her alana yansıyor. Ama sanırım diğer tarafa giden de var. Bilinçsizleşen taraf da çok. Uyuştuğumuz bir dönemdeyiz, insanlık olarak uyuşan yerlerimiz var o yüzden onları yeniden hissetmeye çabalıyoruz. Artı eksinin dengesi, siyahla beyazın dengesi, ikilik- dualite hep bunlar var. İnsanlıkla alakalı nasıl bir gelecek bekliyor bizi bilemiyorum ama yaptığımız şeyi hissetmeye ve onunla bağ kurarak yapmaya ihtiyacımız olduğu kesin.

DİBİ GÖRMEDEN KENDİNE EL UZATAMIYORSUN

Sen de “wounded healer” (yaralı şifacı) mısın?

Evet, yaralı olmasam bunlar olmazdı. En başta yaşadığım kaygıların neticesinde ben kendime el uzatmaya karar verdim. Yoksa bayağı önümde perdeyle ve bulanık görerek bakmaya devam edecektim. Şu an görüyorum tabii bunları

Ama kendimle bağ kurmadan yaşıyormuşum çok uzun zamandır. Ve bu bağlantısız iletişimin sonucunda da vücudumuz, ruhumuz, zihnimiz hastalanıyor. Vücudunda ağrılar yaratıyor, öyle bir ağrı yaratıyor ki… Gerçekten fiziksel bir acı değil; ruhsal, enerjisel bir acı ama onu koyamıyorsun hiçbir yere, tanımlayamıyorsun. Doktora gidiyorsun anlaşılmıyor, görünmüyor ama orada öyle bir acı var. O dibi görmeden kendine el uzatamıyorsun, kendine yardım etmeye karar veremiyorsun. Oraya gitmen gerekiyor ve ben gerçekten de karanlık bir yerdeydim. Ve kendim yakmazsam o ışığı, hiçbir şey olmayacaktı. Başka çarem yoktu ve orada bir ışık yakmaya karar verdim.

IŞIĞIMI NEFESLE YAKTIM

Sen ışığını müzikle mi yaktın bu durumda?

Işığı o zaman müzikle yakmadım, nefesle yaktım. Nefes almaya başladım. Günde her sabah 10 dakika nefes alıp verdim, çok basit bir şey ama o kadar etkili ki! O dengeli alıp vermeye çalıştığım nefes beni iyileştirmeye başladı. Bu minicik adım o ışığı yakmaya yetti. O küçücük nefes daha sonra sese dönüştü, müziğe dönüştü bende.

Şarkılarını sen mi yazıyorsun?

İki şarkının sözü bir arkadaşıma ait, iki şarkının bestesi de Şevket Akıncı’ya ait.

Evrenden duymak istediklerini mi şarkı yapıyorsun? “Uyan” diyorsun, “Aşk var” diyorsun, “Nefes al” diyorsun…

Muhtemelen ama orada evrenden duymak istediklerimi yazıyorum bilinci olmuyor. Ama öyle bir ilhama bağlanıyorsun ki hem kendinle hem de evrenle bağlantıda oluyorsun. Oradan zaten senin için bir şeylere hizmet eden cümleler, kelimeler, melodiler dökülüyor. Hepsi farklı zamanlarda yazıldı. Belki bazıları seneler önce karaladığım birkaç cümle şeklinde yazıldı. Ama hepsinin buluştuğu yer, dediğin gibi “Ben bunu duymak istiyorum ve ben bunu söylemek istiyorum” oldu.

Sende ve şarkılarında Björk havası olduğunu söyleyenler de var, katılıyor musun bu yorumlara?

Björk yani… Müthiş farklı şeyler üretmiş, bu kadar farklılığa rağmen, çok dinlenilip, sahip çıkılmış. Çok örneğini göremezsiniz belki bu kadar marjinal birinin böyle bir noktaya gelmesinin. Ve bu durum bende çok büyük bir hayranlık doğuruyor. Gerçekten takdir ettiğim tarafları olan birine benzetilmek sadece onurlandırılmış hissettirir. Ama tabii ki hepimiz birbirimizden çok farklıyız.

“Bilinmek, sesimin ve müziğimin yayılmasını isterim”

Yaptığın müziğin Türkiye’de alıcısı var mı sence? Ya da böyle kaygıların oldu mu? Popüler olmak ya da olmamakla ilgili ne düşünüyorsun?

Böyle kaygılar yaratmamaya çalışıyorum. Düşündüğüm şeyler değil ama bazen hatırlatılıyor.

Ben hatırlattım galiba?

Yok tabii benim aklıma da geliyor ama Björk’ün mesela popüler olma kaygısı olsaydı, alıcısı var mı yok mu diye düşünseydi bu müziği yapar mıydı hiç bilmiyorum. Aslında bir müziğin gerçekten sadık dinleyicisi bir çember oluşturuyor. Benden böyle bir müzik çıkıyorsa eminim ki orada onu kabul edecek, onu kalbine koyacak, onurlandıracak birileri vardır. Yoksa bende bu olmazdı.

Ünlü olma beklentisi doğuyor tabii müzik yapan kişilerde ama sen muhtemelen bu beklentiyle yapmadın, doğru mu düşünüyorum?

Böyle bir çıkış noktam yok. Ama elbette bilinmek isterim ve sesimin, müziğimin yayılmasını isterim. 

Bunun yolu da ünlü olmaktan geçiyor sanırım.

Ünlü olmak gibi bakmıyorum buna ben, müziğimin ve vermek istediğim mesajın bilinmesi ve yayılması olarak bakıyorum. Yani bir amaç var.

AŞK BENDE DAHA İLAHİ BİR DUYGU

Yaratıcılığının özü ne?  Yaratıcılığın nereden geliyor çünkü zaten sanat okumuşsun, heykel yapıyorsun…

O öz tek bir şeyden gelmiyor galiba. Kendimi ifade etme isteğim olmasa hiçbiri olmazdı. Kendimi dışavurumcu sanat aracılığıyla ifade etme isteği ve sesin çıkma ihtiyacı olmasa bu bahsettiğimiz ilhamlara bağlanamazdım. Tabii ki doğa çok ilham verici. Doğaya baktığımızda sanatın bütün kaynağını görüyoruz.

Peki aşk?

Aşk da öyle. Ama aşk bende daha ilahi bir duygu. Aşk Var da insani aşktan çok, aşkın kendisi ve açığa çıkardığı umut hissini anlatmaya çalıştım. Ama insani olarak bakarsak da birbirimizi geliştirme potansiyelini düşünerek söylüyorum aşkı. Ama bunların hepsinin ötesinde şu var; bilincin gelişmesi. İnsanlık olarak ilerlememiz.

Çok yüksek bir yerden baktın…

Bu bir ihtiyaç, arzu bu belki herkesin içinde olan bir şey dünyayı kurtarmak…

Kurtarılmaya ihtiyacımız var mı sence?

Bence hiçbir şeye ihtiyacımız yok, olan zaten olan şekliyle var. Neysek oyuz, neredeysek oradayız. Burada herhangi bir eksiklik yok, hak ettiğimizi yaşıyoruz. Yaptığımız şey bize geri dönüyor o doğadan. Ama ben insanın çok daha büyük bir varlık olduğuna inanıyorum.

Ne gibi?

Düşünce gücümüz, kendimizi iyileştirme gücümüz mesela. Fizikte de görüyoruz.

Kuantum fiziği gibi konularda insanın aslında çok daha yüksek olabilecek bir varlık olduğunu görüyoruz, ilkel taraflarımız hala çok var. Bu ilkellik ve kurban psikolojisi yüzünden hala birçok noktada acı çekiyoruz ama insanın çok büyük bir sevgi gücü de var. O sevgi gücü ölçülebilen bir şey de. Çok uzağa ulaşabilen, kilometrelerle ölçebileceğimiz bir frekans. Ve bunu bilerek daha azıyla yetinmek saçma geliyor bana. Ve ben burada bu hissiyatta kalmayı ve buna hizmet eden şeyler üretmeyi tercih ediyorum.

Şamanizmle hala ilgileniyor musun?

Şamanizimle özellikle ilgilenmiyorum. Kökler ve Dallar kampının bana kattığı çok şey oldu ama o kadar. Tek bir kültür, tek bir kadim bilgi değil de hepsinin harmanlanması bana iyi geliyor. Zaten hayatım da öyle. Birçok farklı şeyden besleniyorum.

Şu an neler yapıyorsun?

Meditasyon yapıyorum düzenli olarak, tutulmalardan dolayı ekstra ihtiyaç hissettim. Onun dışında yoga yapıyorum Çetin Çetintaş’ın element serilerini yapıyorum. Ateş elementine single’ın çıktığı gün başladım ve toprak modülünün birinci günü albümün çıktığı güne denk geldi. Havanın birinci günü Hıdırellez’e, suyun birinci günü de tutulma gününe denk geldi. Acayip bir paralellik var.

Evrenin kendi bilinci var ve ona göre yönlendiriyor bizi. Bu arada albüm kapağındaki resim vulva mı?

Hayır vulva değil ama sen vulva diyorsan senin için vulva. Herhangi bir şey değil. Sanatçı Nazlı Gürlek’in yaptığı bir eser o. Ne olduğunu ona sormadım. Ama herkes başka bir şeye benzetiyor. Rorschach mürekkep lekesi testi gibi, bakana göre değişiyor. Beyin diyen de oldu, ciğer diyen de.

Sen ne görüyorsun?

Ben organ görmüyorum. Daha çok işlevine odaklanıyorum. Bu bir şey ve o şey ne yapıyor düşüncesiyle yaklaşıyorum. Bu da yaratmakla ilgili, vulvaya benzer aslında. Orada bir kanal var ve bu kanaldan çıkış var.  Doğurmak, yaratmak, beslemek gibi şeyler çağrıştırıyor bana.

DÜNYANIN DAHA İYİ BİR YER OLMASI TABİİ Kİ UMURUMDA

Sen şarkılarını şifa vermek için mi yapıyorsun? Yoksa ben şifalanıyorum, kim ne isterse onu alsın modunda mısın?

Sadece kendimi iyileştiriyorum ve diğerleri umurumda değil desem yalan söylemiş olurum. Tabii ki umurumda dünyanın daha iyi bir yer olması umurumda. Benim olumsuzluklarla mücadele şeklim bu olacak sanırım. Olumlu olanı mesaj olarak vermek ve daha derin olanı paylaşmak galiba benim yapmam gereken şey. Bazı insanlar mücadele olarak bakar bir şeylere ya da birileriyle mücadele eder. Onlar için doğru olan odur. Ama bende bu daha yüksek frekanstan birtakım bilgileri iletmek şeklinde gerçekleşiyor. Tabii ki insanın bu şifaya ihtiyacı var. Kendimizle bağlantıda değiliz ki kaos içindeyiz. Hissettiğimizi anlamıyoruz, karşımızdakiyle kavga ediyoruz, kendimize bağırıyoruz. Birçok travmamız var. Benim yaptığım şey bunun şifası olacak gibi söylemiyorum tabii ki ama benden çıkan bu.

Mümkün dergi için söylemek istediğin bir şey var mı?

Mümkün Dergi’yle bu röportaj beni ayrıca mutlu etti. Çünkü sanırım Yaprak Çetinkaya’nın değil mi dergi? Yaprak Çetinkaya Pozitif dergide editörken o dergi benim hayatımda büyük bir etki bıraktı. Bütün bu yolculuğuma ciddi katkısı oldu. Dönüm noktalarım da orada oldu benim için. Mümkün Dergi’yle böyle bir bağlantısı olması benim için çok önemli ve mutlu edici.

Evet Serda’yla birlikte kurdular dergiyi. Peki senin Mümkünlerin nedir?

Her şey mümkün. Bu yaşamda nefes alıyorken, ayaklarımız yere basıyorken herhangi bir şeyin sonundan bahsedemiyoruz. İnsanın kendini kalıplara sıkıştırması, bu mümkün, bu mümkün değil demesi bana çok saçma geliyor. Ben de kendime diyorum çünkü zaten bu bilinçdışımıza çok ciddi şekilde kodlanmış bir bilgi. Ama insan yavaş yavaş bundan da sıyrılıyor. Mümkün değil dediğimiz şeyleri teknolojik olarak yapıyoruz, bireysel olarak yapıyoruz, sporda rekorlar kırıyoruz. O yüzden bir şeyler için imkânsız demek bana saçma geliyor. Her şey mümkün.

 

 

 

 

 

İlgili Yazılar

Yorumlar