f
Kendini sevmek ve güvene geri gelmek için nefes

“Nefes alamayan, kapalı bir fiziksel yaradan daha zehirleyici hiçbir şey olmadığı gibi, nefes alamayan, gizli psikolojik bir yaradan da daha zehirli bir şey olamaz.”

                                                                                                         Anand Devapath 

Yazı: DEVA SARJAN- Nefes kolaylaştırıcısı | swamidevasarjan@gmail.com

Tüm dünyada, binlerce yıldan beri Tantrik ve Tantrika’lar, Tibetli budistler, yogiler, sufiler ve taoistler ve hatta Kızılderililer tarafından; uzun ömür, şifalanma, içsel gelişim ve spiritüel uygulama gibi amaçlarla kullanılan çeşitli nefes çalışmalarına rastlıyoruz. Batı dünyasında ise bilinçli-bağlantılı nefesi 1920’lerde Wilhelm Reich kullanmaya başlamıştır. Somatik Psikoloji’nin temelini atan Wilhelm Reich, vücudun duygusal hayatı ile çalışan günümüz terapilerinin büyükbabasıdır. Osho, 1986’daki bir konuşmasında, Reich’in hayatında doğuyu hiç ziyaret etmemiş ve Tantra öğretisi ile tanışmamış olmasına rağmen, yazıları ve çalışmalarının Tantra’nın sırlarını içgüdüsel şekilde bildiğini gösterdiğini söylemiştir.

Reich’in öğrencileri arasında, İskandinavya’da Ola Raknes ve Nic Waal, Gestalt Terapi’nin kurucusu Fritz Perls, Elsworth Baker, Bioenergetics’in kurucuları  Alexander Lowen ve John Pierrakos, Radix Enstitüsü’nün kurucusu Charles Kelley’yi sayabiliriz. Rahimdeki hayata ve insan embriyosuna dair sonradan elde edilen bilgiler ve anlayışla büyüyerek, nefes yoluyla iyileşme Batı üzerinden günümüze ulaştı.

BATI PSİKOTERAPİSİ İLE DOĞU MEDİTASYONU

1970’lerin sonlarında, çoğu Hümanist Psikoloji alanında meydana gelen değişimlerden büyülenmiş, batı psikoterapi yöntemlerinde uzmanlaşmış bir grup terapist, Osho’nun etrafında toplanarak Doğu meditasyon yöntemlerini keşfettiler. Bu süreçte belki de tarihte ilk kez, Batı psikoterapisi ile Doğu’nun meditasyonu bütünleşti. Temel vizyonu meditasyon olan Osho’nun rehberliğinde, geniş bir spektrumdan çeşitli kişisel gelişim yöntemleri kullanan, farklı becerilere sahip terapistler, birbirleriyle bilgi ve deneyim alışverişinde bulunabildiler ve terapötik disiplinlerin katı kurallarıyla kısıtlanmadan, insanlarla çalışmanın ve insan ruhuna daha geniş bir çerçeveden bakmanın yeni yollarını keşfettiler. Osho, Batı kaynaklı terapileri kendi çalışmalarına eklediğinde, bu atölye çalışmalarında olup bitenleri kişisel olarak gözlemledi. Her kursun ardından, gruba katılanlar ve grup yöneticisiyle görüştü ve herkesi deneyimlerini paylaşmaya ve sorular sormaya davet etti. Terapi, meditasyona giden bir köprü görevi gördü.

Benim ustalarım da bu kuşağa mensuptur. İçlerinden Devapath ve Dwari’den, 2010-2017 arasında, Avrupa’nın en büyük Osho komünü; İtalya’daki Miasto’da, Osho Diamond Breath Master ve Yaratıcı Grup Liderliği eğitimi aldım. Onlarla İtalya ve Türkiye’de eğitim süreçlerinde çalıştım.

30 yaşındaki Osho Diamond Breath™ Okulu, komünler ve topluluklardaki sosyal deneyler, kişisel eğitim ve terapi deneyimleri ve nihayetinde Osho’nun yanında meditasyon deneyiminden gelen, uzun yıllara yayılan derin bir öğrenme sürecinin sonucudur.

Meditasyon yönelimli Osho Diamond Breath™, doğum öncesi, doğum ve gelişim travmasına dayanır. Travma çözümlemesine yönelik yöntemlerden Francis Saphiro’nun geliştirdiği EMDR (Eye Movement Desensitization) ve Peter Levine tarafından geliştirilen Somatic Experiencing de  Osho Diamond Breath™ çalışmasını etkiledi, meditasyon ve beden-nefes terapisiyle ilişkili tecrübelerin doğrulanmasını sağladı.

Bu meditasyon yönelimli terapist kuşağı ve Osho’nun çalışması ile bağlantım, 2003 yazında, sevgili Dhyan Arham’ın davetiyle gittiğim, sevgili Purana (Alp Ekşioğlu) ve Feride Gürsoy’un kurdukları, Gümüşlük vadisindeki Eski Karakaya meditasyon kampında başladı.

KARAKAYA’DA İLK DENEYİM

Kampa geldiğimde, ardımda, 13 yıl kadar süren bir gece hayatı ve bir hayli psikedelik deneyim vardı. Son üç yıldır, düzenli olarak haftada 3-4 gün Aikido çalışıyordum. Bununla beraber neredeyse her gün içiyor, günde 1,5-3 paket sigara tüketiyordum. Bir hayli de kahve… Zazen Meditasyonu için oturuyor ama, on dakika bile oturur pozisyonda kalamıyordum. 1993’te okumaya başladığım Wilhelm Reich külliyatını ise neredeyse yutmuştum yalnız bu çalışma yöntemine dair hiçbir deneyimim yoktu.

Karakaya’da, kampın duvarında bir bireysel nefes seansı ilanı gördüm. “Neo-Reichian Pulsation Sessions”, Krisana ile… Üç gün içinde iki seans yaptık. Ayrıca dinamik meditasyon ve diğer aktif Osho meditasyonları yapmaya başlamıştım. Artık oturarak veya ayakta soluğumu izlemek mümkün ve son derece zevkli hale gelmişti. Meditasyon ve nefes çalışmalarına devam ettim. Bunlar gitgide günlük hayatın bir parçası haline geldiler. Bir yıl sonra sigara, iki yıl kadar sonra içki, kahve ve şekerli içecekler hayatımdan çıktı.

İlk ustam diyebileceğim Krisana Locke, yukarda andığım kuşaktan bir Osho terapisti ve “Tantric Energetics”in kurucularından biri... Onunla 2003’te yaptığımız “Neo Reichian Pulsation” çalışması ise, Reich’ın bir öğrencisi olan Charles Kelley’in yetiştirdiği Aneesha Dillon’dan geliyor. Aneesha da 70’lerde Osho’nun yanına gitmiş terapistlerden biri. Aneesha’dan aldığım bireysel seanslar dışında, 2003-2010 arasında, aynı kuşaktan Svagito, Amarga, Pratibha, Premartha ve Svarup, Tarika, Kimaya, Bodhi Ray, Rafia ve Turiya gibi terapistlerle, çeşitli meditasyon ve terapi yöntemleri çalıştım.

DUYGULARI SERBEST BIRAKMAK

Tehlike altındaysak korkarız. Biri bize iyi davranırsa mutlu oluruz. Eğer bize saldırılırsa öfkeleniriz. Bir şey bizi incitirse acı çeker, üzülürüz.  Duygular enerjimizi harekete geçirir ve bu enerji ifade bulup salıverilirse, bedenimiz ve zihnimiz de yeniden rahatlayabilir. Sinir sistemimiz çalışmaya devam etmek için kasılma ve genişleme şeklindeki doğal biyolojik ritmimizi yeniden dengeler.

Duygular serbest bırakılabildiğinde, doğal olarak bir çocuk gibi sağlıklı ve içsel dengeye sahip oluruz. Sorunlar, ahlakçılık ortaya çıktığı ve biz duygularımız konusunda yargılandığımız zaman oluşur. “Öfkelenmemelisin!”  “Mutlu olmalısın!”  “Ağlama!”  “Korkma!”  ‘’Zırlama!’’  Veya hiçbir şey yokmuşçasına, “Yok bir şey!”

 Nefes çalışması zihni ve zihnin işleri karmaşıklaştırma eğilimini pas geçer. Nefes çalışmasını kolaylaştıran biri için en temel nitelik, güven yaratmaktır. İşte o zaman kolaylaştırıcı, bireyin derin, temel korkularını aşmasına yardım edebilir.

EL FRENİ ÇEKİK ARABA GİBİ...

Nefesimizi tutarak, büyümekte olan duygu dağını bastırarak, kendimizi kontrol etmeye başlar, istenmeyen duygu ve ifadelerimizi engelleriz. Hayatımızın ilk yıllarında başlayan bu süreç bilinçdışıdır. Sıklıkla tekrar edildiğinde, kas ve sinirlerdeki gerginlik kronikleşir ve bir noktadan sonra bilinçli olarak rahatlamaya çalışsak da bunu başaramayız. Beden kontrollü ve katı bir pozisyonda tutulur veya belki çökük bir görünüm kazanır. Nefes sığ ve gergindir. Artık bir bakıma, el freni çekik bir araba gibi yaşamaktayızdır. Bu duygu dağı bir olumsuzluk patlaması ile dağılabilir ve bizi hasta edebilir.

Reich, kaslarda oluşan bu katılığa “kas zırhı” adını verdi; duygular, zihin ve davranışlarla ortaya çıktığında ise “karakter zırhı” terimini kullandı.

Eğer öfkemizi yıllar boyunca yutmuşsak ve biri aniden bizi kışkırtacak olursa bu kişiye ciddi bir şekilde zarar vermeye hazır durumda oluruz. Yıllarca içimize akıttığımız gözyaşları, depresyonu bir kader haline getirir. Korkumuzu saklayıp, onunla savaşırsak, bu bir çeşit panikatakla sonuçlanabilir. Eğer kin duygumuzu saklar ve her zaman mutluymuş gibi yapmaya çabalarsak bir kalp krizine düşündüğümüzden daha yakın oluruz.

Biz tıpkı düşünen zihnimizin bilincinde olmayışımız gibi duygularımızın da bilincinde olmadığımız sürece onlar, gizli gizli hayatımıza hükmetmeyi sürdürürler. Oysa, enerji yükümüzü bilinçli bir şekilde serbest bırakmayı öğrendiğimizde, olumsuz tepkilerden kaçınabilir ve yaratıcı bir hayat sürebiliriz. Nefes alabilir, derin bir şekilde rahatlayabilir ve bedenimizin keyfini çıkarabiliriz. Hassas, orgazm dolu bir cinsel hayata sahip olabilir, pek çok fiziksel, psikolojik ve spiritüel sorunu önleme yolunda büyük adımlar atabiliriz.

Deva Sarjan

BAĞLANTILI NEFES

Şimdi size eğitimini aldığım, bireysel seans ve grup çalışmalarıma kaynaklık eden nefes sisteminden söz etmek istiyorum.

Bağlantılı veya Döngüsel Nefes, aldığımız nefesle verdiğimiz nefes arasında boşluk bırakmadan, kesintisiz bir dalga veya döngüsel hareketle nefes almak anlamına gelir.

Bu teknik, çeşitli beden egzersizleri ve hazırlıklarla, nasıl mevcut olacağını bilen ve bireyi her türlü destekleyen bir kolaylaştırıcıyla, güvenli bir bağlamda kullanıldığında, beden ve ruhun kendi kendini düzenleyen becerilerinin bilinçli bir keşfine dönüşür.

Bu meditasyon yönelimli çalışma, 0-7 yaş, doğum süreci, doğum öncesi, döllenme anı ve öncesine uzanan bir alana açılıyor.

Soluk alma ve verme sürecindeki dalgalar bizi farklı bilinç evreleriyle buluşturur. Sığ bir nefes dalgası, toplumsal zihin tarafından kontrol edilmemize ve baskıcı şartlanmalara hapsolmamıza neden olur. Bizi çok düşük bir oksijen seviyesinde, minimum yaşam enerjisi düzeyinde tutar.

Derin nefes dalgaları, bedenimizle yeniden bağlantı kurmak için bir kapı açar; bilinçaltı zihnin derinliklerine dalmamıza, derin bir beden kimyası boşalmasıyla kalplerimizi arındırmamıza olanak verir.

Çalışmadaki nefesin boyutlarından biri, Güç Nefesi’dir. Buna, Trans Enerjetik Nefes, Kaotik Nefes ve çeşitli Şamanik Nefes Teknikleri içeren bir nefes teknikleri ailesi de diyebiliriz.

Bu teknikler bastırdığımız çok büyük miktarda duygudan arınmamızı ve içsel gücümüzü yeniden kazanmamızı sağlarlar. Duygularımıza güvenmeyi ve kendimizi olduğu gibi sevmeyi öğreniriz.

Güç Nefesi sürecini, nefesimizi bedenimizin belirli alanlarında serbest bırakan Dynamic Tension Release/Dinamik Rahatlama teknikleriyle destekleriz.

Diyafram, karın, pelvis, göğüs, boyun ve baştaki kas tıkanıklıklarını açar, kollarla, bacaklarla çalışırız. Joint Release teknikleri bedendeki enerji akışını çözer, özel esneme hareketleri ise bedeni derin nefese uygun bir şekilde açar. Biyoenerji çalışmaları, Primal ve Encounter Terapisi unsurları, kabile dansları, derin doku masajı ve yumuşak dokunuşlar, nefes çalışmasını destekleyen diğer unsurlardır.

Çocukluk, doğum ve prenatal dönemdeki her türlü travmaya ulaşılabilir. Bu yaraların yüzeye çıkması gerekir, iyileşebilmeleri için onları açmak zorundayız.

TANTRİK NEFES

Tantrik nefes, çalışmanın bir diğer boyutudur. Bedenimize ve cinsel hayatımıza yeni bir iyileşme, haz ve refah katar. Kendimizi, suçluluk duymadan cinsel varlıklar olarak deneyimlememize imkan verir. Pelviste cinsellikle ilgili şartlanmaların yol açtığı derin kasılmaları çözer.

Nefesi kullanarak pelvisi harekete geçirme ve yumuşak, duyusal bir pelvis hareketiyle bağlantı kurma sürecinde cinsel şifaya ulaşırız. Omurilik ve pelvis yeniden esnek olunca, artık Doğa Ana üzerinde yürümek bile bir hazdır.  Bu güzel varoluşun bir parçası olduğumuzu dolu dolu hissederiz.

Deva Sarjan

OKYANUS NEFESİ

Bir diğer boyut, Okyanus Nefesi’dir. Tantrik nefes ile açılan cinsel merkezimizle, içsel dönüşüm için ihtiyaç duyduğumuz hayat enerjisini özgür bırakırız. Şimdi seksten sevgiye, cinsel sevgiden psikolojik sevgiye geçeriz. Bu, derin, kutsal bir rahatlama, eşinle veya varoluşla bir olma duygusu şeklinde deneyimlenebilir. Yavaş, soğukkanlı, derin ve genişleyen nefes dalgaları sevgiyi ve içsel uyumu bulmamızı sağlar. Kalbin açıldığı, partnerimizle sevgi dolu bir alan yaratmamıza yardımcı olan meditasyonlar yaparız. Okyanus Nefesi bizi sevgi okyanusuna açar. Sevgiyi bedenimizin ötesindeki alana, yeryüzündeki tüm canlılara yayarız.    

DÜNYA DURMUŞ GİBİ: ZEN NEFESİ       

Güç Nefesi ile deliliğimizle yüzleşip, kendimizi geçmişten arındırır, içsel gücümüzü yeniden kazanırız, bu ilk adımdır. Cinsel enerjimize Tantrik Nefes ile bağlanmak, bu ikinci adım. Okyanus Nefesi ile kalbimizi sevgiye açmak da üçüncü. Şimdi bir adım daha vardır: Zen Nefesi. Buraya kadar, terapi ve meditasyon teknikleriyle çalışabiliriz ancak Zen Nefesi farklıdır. Meditasyon güllerinin büyüyebileceği bahçeyi hazırlamışsak mümkündür bu. Dünya bir anda durmuş gibi görünür, bir an sonsuzluk gibi gelir. Zen geleneğinde, zihnin kaybolduğu ve mutluluğun belirdiği bu ana Satori denir. Nefes dalgaları neredeyse yok olduğunda, Zen’de nefes alırız.

“Zihin unutmuştu ama şükür ki vücut unutmamıştı.”

S. Freud

 

İlgili Yazılar

Yorumlar