O bir spiritüel; Pedro Alonso O’choro

La Casa De Papel’in Berlin’ini nasıl bilirsiniz bilmiyoruz ama bu karakteri canlandıran Pedro Alonso O’choro’nun ilginizi daha fazla çekmesi muhtemel… Çünkü bu tanınmışlığın ardında çekimlerden eve dönünce terliklerini giyip tuvalinin karşısına geçmeye can atan bir ressam ve regresyon terapisi ile gittiği yaşamı öyküleştiren bir yazar var. Dizinin getirdiği ani şöhrete kendisini besleyen kaynaklara onu yaklaştırdığı için minnettar ama o kadar….

La Casa de Papel’i heyecanla izlerken, iyinin de kötünün de ne kadar iyi ve ne kadar kötü olabileceğine dair türlü türlü soruların cevabını arayanlardanım ben de. Heyecanla İstanbul isimli bir karakterin diziye katılmasını beklerken, dizideki en sevdiğim karakterin İstanbul’a geldiğini öğrendim. Üstelik bir de kitap yazmıştı. Hiçbir fikrim olmadığından önyargıma yenik düşüp gündelik hayata dair ya da aksiyon içerikli bir kitap diye düşündüm. Oysa Pedro Alonso O’choro, tam da bizlik bir konuyu kaleme almıştı. Bizzat kendi yaşadığı bir regresyon yolculuğunu…

Basın toplantısını tarihinden bir gün önce öğrenince, hızla kitabı buldum ve okumaya başladım. Bir yandan da şu düşünceye engel olamıyordum, “Zaman değişim zamanı, dünyaca tanınan bir aktör regresyonla ilgili bir kitap yazıyor ve bunu açık yüreklilikle tüm dünya ile paylaşıyor.”

Bundan 15 yıl kadar önce regresyon ve geçmiş yaşam konuları belli bir kitlenin çoğu zaman kapalı kapılar ardında konuştuğu bir konuydu. Sadece gerçekten ilgi duyanlar, doğru kişilerle ve kitaplarla buluşuyordu. Oysa bugün dünyada en çok izlenen dizilerinden birindeki başrol oyuncularından biri geçmişe doğru yaptığı yolculuğunu ve farkındalığın onda yarattığı dönüşümü anlatıyor üstelik de Oprah Winfrey’e röportaj vererek değil, kendi yazdığı kitap üzerinden.

HER ŞEY İMGELEME ÇALIŞMALARI İLE BAŞLAMIŞ

Malumunuz genellikle farkındalık ve uyanış yolculukları dibe vuruşla ve derin sorgularla başlar. Durum Perdo Alonso için de çok farklı olmamış. Profesyonel ve kişisel anlamda çöküş yaşadığı bir dönemde kendini bulma hedefiyle başlamış. Aldığı kararı “Bu gemiden atlayıp başka bir yerde hayata başlayacağım dedim” şeklinde tanımlıyor. Böylece geçiş egzersizleri ve meditasyon yapmaya başlıyor. Herkesin meditasyonu kendine özgü, ailesindekiler meditasyonun ne olduğunu sorduklarında, “Küçükken arkadaşlarınla koşarken hissettiğin duygu. Hani sonra çimenlere uzanmışsın, harika bulutlar var. Bulutlara bakıp ne görüyorsun oyunu oynuyorsun. Mesela zürafa görüyorum, Türk lokumu görüyorum diyorsun” diye cevap verdiğini anlatıyor. Bu zorlu süreçte imgeleme çalışmalarıyla ilk adımı atmış, esas hedefi elbette zihnini yavaşlatmakmış. Ardından gördüklerinin resimlerini yapmış, aslında çocukken çok sevdiği resimle yeniden buluşmuş. Oyunculuğunu insanlarla severek paylaştığını ancak o dönemde resimlerinin kendisinde kalmasını tercih ettiğini bu nedenle de pek çok sergi teklifini reddettiğini de söylüyor. 

UZUN WHATSAPP MESAJLARINDAN YAZARLIĞA 

Ardından yazı yazmayı amaçlıyor ancak ilk denemeleri pek de hedefe ulaşmıyor, bu denemelerin tamamen zihinden gelen, bilgi zengini yazılar olduğunu bu nedenle de kalbe dokunamadıklarını düşünüyor. Ancak Whatsapp’ın ortaya çıkmasıyla kendini upuzun mesajlarla arkadaşlarına daha net ifade ederken buluyor, öyle uzun mesajlar ki arkadaşları, “Pedro bu durumu kontrol altına almalısın artık” diyorlar. Böylece bu uzun mesajlar özel bir arşivde birikmeye başlıyor. Yazar arkadaşı Javier bu yazıların kitap haline gelmesi gerektiği konusunda ısrar etse de kitap hemen yayınlanmıyor.

Babasını kaybetmesi onda derin bir farkındalık yaratıyor. “Bu önemli bir darbe oldu. Onun ölümü benim canımı çok yakmıştı. Ama bir de hayatın darbesi gibiydi. Bu güçlü ve canlı adam artık olmayacak, bitti ve hayatın uçuculuğu beni çarptı. Yapmaya çalıştığınız şey ne olursa olsun hayatınızı gözden geçirin ve sonuna kadar gidin dedim. Latin Amerika'da dizi çekerken, Şaman geleneklerle bağlantıya geçtim ve içimde bir şeyler patlamaya başladı sürekli yazıyordum ve hissetmeye başladım. Yazdıklarım, hissettiklerimi ve beni yansıtmaya başlamıştı.”

REGRESYON SEANSINDAKİ DOĞU ROMA ASKERİ FİLİPO

Yıllar boyunca, defalarca niyet ettiği Paris seyahatini türlü nedenle gerçekleştirememiş. Ancak bu farkındalık sonrasında Paris kapılarını açmış ona. Üstelik çok kıymetli bir hediye ile. Paris’teyken Tatiana Djordjevic ile sokakta tanışmışlar. Tamamen arkadaşça, magazin tabiriyle “seviyeli” bir ilişki başlamış aralarında. Bir gün Tatiana ona regresyon yapmayı teklif etmiş. Böylece Filipo’nun Kitabı’nın ilk tohumlarını farkına varmadan atmışlar. İşte bu seansta Pedro Alonso kendini Filipo adlı bir Doğu Roma askeri olarak görmüş ve yaşadığı farkındalık dolu yolculuğu Tatiana’nın da desteğiye kaleme almaya başlamış.

Beraber Peru’ya gittiklerinde ise Tatiana’nın Magü adını verdiği resim çalışmaları ortaya çıkmış. Beraberce ürettikleri resimler kitabın sayfalarını da süslüyor. 

Filipo’nun Kitabı’nda Filipo kadar önemli olan diğer karakter ise Öğretmen lakaplı bir haham olan Yilak. Aslında Filipo Doğu Roma İmparatorluğu için tehdit olacak isyancıları yakalamak için bir yolculuğa çıkmışken isyankâr olarak yaftalanan Yilak ile karşılaşıyor. Ancak Yilak’ın dingin hali, söyledikleri ve seçimleri Filipo’yu derinden etkiliyor. Pedro Alonso bu durumu şöyle açıklıyor:

“Rasyonel olan tabii ki önemli ama ben yılar içerisinde daha ziyade meditasyonla çalışmaya başladım. Göze aşikâr olmayan şeylere doğru gitmeye başladım. Benim için en büyük sürprizlerden biri regresyonun içinde karşılaştığım ve beni şoke eden hikaye oldu. Romalı bir asker tanıdım, bu normal parametrelerde değerlendiremeyeceğim bir şeydi. Kitabın özü Yilak ile Filipo’nun ilişkisi. Yilak bir haham ve onunla beraber ilerlerken ‘O insan mı?’ diye soruyorlar. Her okur, kendi hikayesini okuyor, farklı algılıyor. Yilak ilişkisinde büyük laflar etmiyordu, altından dogmalar dökmüyordu, şunu yapacaksın, 21 emire uyacaksın demiyordu. Sadece nefes alır verir gibi konuşup öyle dinliyordu. Biraz daha saflaştırıyordu. Bizi zihnimizde iten pek çok şey var ama Yilak hayatla başka bir bağlantı kurmaya itiyordu bizi. Bunu istiyorum demekten ziyade varoluş biçimiyle konuşuyor, hali avrıyla ifade ediyordu. Devrimden bahsediyordu, bir lider olmaya çalışıyordu. Diğerleri de şiddetli bir akımın lideri olmaya çalışıyordu. Yilak hiçbir şeyi esir almadan konuşuyordu. Benim için kitabın özü burada yatıyor.

Umarım bu hikâye size bir alan sağlar. Çok karışık zamanlarda yaşıyoruz, bazen bir sürü şey üstümüze geliyor. Çoğumuzun içinde bir boşluk var. Bazen boşluk alanına da ihtiyacımız var ama canlı olmanın büyüsüyle bağlantıya geçmemiz lazım. Benim hikayem işte bu. Kendimi birden anlatmak kapıları açmak çok kolay değil, hassas bir enerjiden bahsediyorum. Yine de bundan memnuniyet duyuyorum.”

PEDRO ALONSO YUKARIDAN BAKMIYOR, BİR YOLDAŞ GİBİ

Gittiğim bu basın toplantısı benim için de ilginç bir deneyim. 12 yıl önce PR (halkla ilişkiler ve tanıtım) alanında harıl harıl çalışırken o gösterişli dünya yormuştu beni ve akabinde farkındalık yolculuğum başlamıştı. İtiraf ediyorum bu sektörü, gösterişi eleştirdiğim dönemler oldu. Sanki bunu hatırlatırcasına Pedro Alonso konuşmasına bir anısını anlatarak başlıyor. “Buradaki suit odada muhteşem bir manzaraya bakıyorduk, Boğaz manzarası olağanüstü bir manzara ve aklıma bir görüntü geldi. Çok çok uzun yıllar önce Krishna Murti’nin yazdıklarını okuyordum, kalbime dokunan hikayeler anlatıyordu ve onun anlattığı hikâyeleri resmetmiştim. Bunları okurken insanlara yardım edebilmesi için ayna görevi görüyordu. Bir gün çok pahalı bir araba içerisinde bir vadiden geçiyordu. O ruhsal bir lider bu kadar pahalı bir arabanın içinde nereye gidiyor diye sormuştum. Mesaj şuydu aslında: Satır aralarını okumak önemli. Bazen insanların önyargıları vardır ve bu sebeple bağlantı kuramayız. Yaşamın, varoluşun gizemini en çirkin yerlerde de bulabiliriz, çok lüks yerlerde de ruhanilikle buluşabiliriz.”

Pedro Alonso’nun durumu da biraz bu anıdaki önyargıları çağrıştırıyor aslında, o da durumun farkında olacak ki oyunculukla geldiği noktayı ve bu noktanın ona kattıklarını da özetliyor. 

“Burada var olmamın sebebi fenomene dönen bir dizi. Bunu inkâr etmiyorum, bir aktör olarak tanındım. Dizi mucizevi bir şekilde bir anda tanındı ve dalga gibi dünyayı kapsadı. Böyle bir projede yer almak benim için bir zıtlık teşkil etmiyor ancak dışavurumu ışıltılı hayatı dengelemeye çalıştım son yıllarda. Balonlar içerisindeki bu hayatı kişisel gelişim yolculuğumla dengelemeye çalıştım. Bazen çekime gidiyordum ama sonrasında dede gibiydim, terliklerimi giyip fırçalarımı, kitaplarımı arıyordum. Evimiz stüdyo gibi. Enerji çok yüksek. Bana, bu enerji kendi özel alanımdan geliyor.”

“FİLİPO’NUN KİTABI ŞİMDİDE OLMA DUYGUSUNU BANA BAHŞETTİ"

Pedro Alonso toplantı esnasında sanatından söz eden bir sanatçıdan çok, hayatın özünü bize hatırlatan üstelik bunu da bir öğretmen edasıyla yukarıdan değil, tamamen deneyimlerinden yola çıkarak paylaşan bir yoldaş gibiydi. Malumunuz regresyon seanslarında yaşam amacının ne olduğu sorulur, ben de soru hakkımı bundan yana kullandım ve Pedro Alonso’ya sordum.

“Her yaşamın bir yaşam amacı ve görevi vardır. Filipo’nun yaşam amacı ve görevi neydi? Bunun şu anki yaşamınızla bağlantısı var mı? Dizinin bu kadar kişiye ulaşması da bu yaşam amacınız için bir araç mı?”

Cevabı şöyle oldu:

“Bu dizinin pek çok kapılar açtığını inkâr etmek istemiyorum. Ama benim için ilginç olan şeylerden bir tanesi yetenekli insanları tanımama da olanak sağlaması. Seyahat edebildim, başlangıçta gelemeyeceğimi düşündüğüm yerlere geldim. Bu iş geçiciydi, bir şekilde ışıkların altında oldum ve sonra duman gibi, sis gibi geçti. Bu durumu kullanmayı becerebildiğimi düşünüyorum, beni besleyen şeye beni yaklaştırdığı için ona şükran duyuyorum. 

Regresyonla ilgili sorunuza gelirsek; bunun kitabı yazmama etki edecek kadar büyük etkisi oldu. Kitabı yazarken hikâyeyi onurlandırmak benim için en önemli amaçlardandı. Mesela bir aktör olarak açık olan şeyler var, bir sonuca doğru gitmek istiyorsunuz. İşe yaraması gerekiyor, insanlar yatırım yapmış, ekipler var, belli bir platformda gösterilecek. Filipo için tek önceliğim bu öyküyü onurlandırmak, bunu ışıklar altında tutabilmekti.İstanbul’a gelirken uçakta, 1,5 yıl sonra yine okudum kitabı. Beni de şaşırttı. İyi mi yazıldı kötü mü yazıldı kısmına takılmadım. Aktör olarak da çektiğimiz bir sahneyi sonradan izliyordum ve “Bunu ben mi yapmışım” diye şaşırıyordum. “Oradaki ben miyim?” diye kendine yabancılaşma hissi yaşıyordum, unutmaktan ziyade yabancılaşıyordum. Kitabı biraz daha uzaktan okudum. İtiraf edeceğim; çok hareketli haftalar geçirdim, çok fazla duygulandım. Beklemediğin anda hayatında bir şeyler yoluna girmeye başlar ve birden harekete geçersin ya, Filipo’nun kitabını okurken şifreler buldum, başkalarının kitabını okurken bulduğum şifreler gibi.. Kendi yerime döndüm, hayat bana bir şeyler öğretiyordu. Hayat bana her şey bir fırsattır dedi. “Her fırsatın içinde de bir hazine saklı olabilir” dedi. Bazen insanlar akış içerisinde bunu fark edemiyor ama kriz anında sınava tabi tutulunca çok zorlanıyoruz, kendimizi bulmaya çalışıyoruz ama ben kurban gibi yaşamaktan, acılar içerisinde hayatımı yaşamaktan hoşlanmıyorum. Hepimizin içinde böyle eğilimler var. Yilak’a baktığımızda bir bakış oluşturdu, sürekli bir fırsat içerisindeymişim gibi hayatı görmeye başladım. Hayat size güzel bir çiçek sunabilir ve bu hayatın paradokslarından biri. Bunu çözdükten sonra “şunu da yapayım, sahip olayım, iyi olacağım" diyoruz hep bunu söylüyoruz ama hayat şimdiden ibarettir. Filipo’nun kitabı işte şimdi de olma duygusunu bana bahşetti burada olmayı bu kitapla başardım ve bu maçtan böylece galip ayrıldım ve gerçekten o kitaba şükran duyuyorum.

Yorumlar

  • Ebru uğurtan
    Ebru uğurtan
    2 ay önce Cevapla  Beğen (0)

    Hayat şimdiden ibarettir ve Hayatı fırsatlar diyarı gibi görmek bu sabahın kahveyle sunulmuş harika pastasıydı. Teşekkürler Damla.