Ne büyük özgürlükmüş insanın kendini kabulü 

Neşe nedir?

Neşe ile mutluluk kelimeleri çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanılır. Halbuki ikisi çok farklı şeylerdir bana göre. Bu yazıda bunu anlatmak istedim ve anlayışımı kendi içimde doğrulamak adına da biraz araştırdım. Aklım bir kelimeye, kavrama takılınca hemen Türk Dil Kurumu tanımına bakarım ben. Bu sefer de öyle yaptım. Bakın neşe için ne diyor:

1. Anlam: Mutlu olmaktan doğan ve dışa vurulan sevinç, şetaret

2. Anlam: Hafif sarhoşluk, çakırkeyif olma

(İkinci anlamı daha çok sevdiğimi ve aslında aşağıda biraz da bu anlam etrafında seyreden içsel durumumu yazacağımı şimdiden belirtmek isterim.)

Peki ya mutluluk?

“Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut , ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik” diyor Türk Dil Kurumu.

Fark edildiği üzere mutluluk hep peşinden koşulan, yakalanması gereken bir şey gibi zihnimizde canlanırken, neşe bir varoluş halini temsil ediyor.  Uzun yıllardır içsel yolculukta bulunan bir birey olarak kulağımda “varoluş neşesi” diye kalmış bir kavram var hem. İtiraf etmeliyim, bugüne kadar o nasıl bir şey pek de anlamıyordum. Şu sıralar ise tam da Mümkün Dergi’nin bu ayki konusu neşe iken bende bir garip neşe hali var. Hem de dışarıdan bakıldığında tam tersi değerlendirmelere maruz kalsam da…O yüzden şimdi daha da anlamlı bu kavramı, duyguyu derinlemesine anlamaya çalışmak. Kimin nasıl gördüğü değil, benim içimde nasıl hissettiğim önemli şu an. Çünkü ilk defa bu şekilde yoğun olarak yaşıyorum bu hali.

Neşe ile ilişkim

Kolektif ve süper empatik bir tip olduğumdan olacak, dışarıda olan şeyler beni aşırı derecede etkilerdi hep. Hala da etkiliyor aslında ama o olup bitenle bağımı başka şekilde deneyimliyorum artık. Bencillik sayılamayacak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın denemeyecek bir yerden…Farkında ama acısında kavrulmadan…Ee böyle olunca bana bir haller geldi, hiç bilmediğim…Bunca yıldır yaptığım çalışmalar filizlerini vermeye ve zannederim ki bana varoluş neşesini yaşatmaya başladı. 

Nereden mi anlıyorum?

Yüzümde sık sık ortaya çıkan anlamsız gülümsemelerden…Valla neşeden, billahi neşeden…Hem de dışarıda onca kaotik şey yaşanırken, neşeden gülümsüyorum sebepsiz yere. Ağaca bakıyorum, kuşa, buluta, evdeki kahve fincanına, oğullarıma, kocama, apartman görevlimize, çiçeklerime, yerde gördüğüm böceğe her şeye gülümsüyorum. Eski yerleşmiş, ezbere tepkilerim yok ben andaysam şayet. Hah işte yazarken kendiliğinden çıktı işin sırrı! 

An’da olmak gerekiyor. 

Bunu binlerce kez duydunuz değil mi? Ben de okurdum, duyardım, yapmaya çalışırdım ama çok az deneyimleyebilirdim.

Nasıl oldu peki?

Burası pek kıymetli işte! Bu bahsettiklerim; ne söylersem söyleyeyim, ne yazarsam yazayım, zihinle anlaşılsa da, uygulama yapmadıkça asla deneyimlenemeyecek şeyler. Üzgünüm. Olmayacak. Ben de çok denedim. Bilindiği üzere zorlamayla hiçbir şey olmaz. Bunu da biliriz ama nedense hep zorlarız. Çünkü bir an önce olsun isteriz, hemen olsun deriz. İçimizde büyütemediğimiz bir çocuk vardır adeta. Aslında biliriz süreç işidir her şey ama bu haliyle zordur da kimileri için. Sonuç görmek ister katı zihinler ve aslında o sonuca giden yerin, yani sürecin bizi büyüten yer olduğunu hep unuturlar. Ben de öyleydim. Belki de birçok konuda hala öyleyim. Ama ne yapıp etmişsem, anlamak, idrak, niyet ve OL’uş haline çevirmek için, bir parça olmuş işte. Çabasızlığa geçtiğimden, sonuca olan bağımlılığımı bıraktığımdan olsa gerek, kendiliğinden oluveriyor bazı şeyler. Bana da izlemek düşüyor yüzümde nedensiz sırıtmalarla. 

Bundan sonra ne olacak?

Deneyimli ve YOL’da olmaya yeminli bir yolcu olduğumdan biliyorum bu yolun da inişli çıkışlı bir güzel spiral olduğunu. Bugün yaşadığım bu küçük zafer gün gelecek unutturacak kendini. Derin kederlerle, başkalarının dramalarıyla kavrulacak belki de ruhum. Kayıtsız kalamayacağım belki de dışarının sesine…Ama zamanında kendime rağmen kazanmış olduğum bu zafer, güven verecek bana ve diyecek ki derinden bir ses: “Daha önce yaptın. An’da var olmayı biliyorsun. Zihnini sakinleştir ve AN’da kal! Kal ki varoluş neşesi sarsın içini!” 

Düzenli olarak meditasyon yapan, ibadet eden ya da ruhsal arınma pratikleri yapan herkes bilir ki, disiplin bozuldu mu dalgalanmalar olacaktır. Önemli olan YOL’a hizmet için ortaya koyduğun adanmışlığındır. İşte böyle…Benimki de bir kendine has adanmışlık. Okuyarak, yazarak, uygulayarak, kendi üstüme entegre etmeye çalıştığım her şey bir OL’uş haline gelsin, ben kendi en iyi versiyonuma ulaşayım diye çalışmak benimkisi. Eskiden kendimi sonuçlara bağımlı hale getirerek, bilgiyle donatıp, kumdan kaleler yapıp yapıp bozarken görürdüm. Şimdiyse olduğum şey olmaktan mutluyum. Ve TDK nın tanımındaki gibi mutlu olmaktan doğan, dışa vurduğum bir NEŞE’m var. Çok ŞÜKÜR! Yüzümde sebepsiz sırıtmalarla gösteriyor kendini ve ben her defasında kendime şaşıyorum.

Ne büyük özgürlükmüş, insanın kendini kabulü…Bunca kitaba, bunca eğitime rağmen hiçbir şey bilmediğini fark etmek ve artık “onu biliyorum, bunu biliyorum” demektense “ben hiçbir şey bilmiyorum” demekmiş özgürlük. Böyle olunca o herkesin aradığı neşe ne de kolay geliyormuş insanın hayatına. İdrak ettim, BİN ŞÜKÜR! 

Keşke bize daha ilk okulda hayatın amacının var olmak, neşe ile var olmak olduğu söylense de bu kadar yorulmasak hayatta, fena olmaz mıydı?

Bu arada seyretmeyen varsa, Inside-Out diye Pixar’ın harika bir animasyonu vardı. Çocuklarla birlikte seyretmek hoş olur sanki. Sanırım böyle neşelenmişken bir kez daha seyredebilirim ben de. 

Küçücük de bir öneri geldi içimden, belki birlerinin işine yarar…Ortaya bırakayım bu soruyu, peşinde bir keşif bakalım bizi nerelere götürecek:

“Hangi anlarda içinden sebepsiz yere bir neşe yükseldiğini deneyimliyorsun?”

Not alırsanız bu durumları, fark etmeye yol açar ve aslında fark edilen her yere de IŞIK girer. IŞIK büyüdükçe de insan daha çok parıldar.

Birlikte parlayalım

Neşem ve Sevgimle…

Açılış fotoğrafı:Alexas_Fotos-Pixabay

Yorumlar