Felsefe

Meleklerle yürüyen kadın

İnsanlığın yaralarının sarıldığı, tohumları büyük savaşlarla, derin acılarla atılmış hümanist fikirlerin filizlendiği bir devirdi. İki büyük güç arasında bölünen dünya, Kore’de kopan savaşla meşguldü. 1953’ün başlarıydı. McCarthy paranoyası arttıkça, her köşede bir komünist hayaleti gören Amerikalılar, yeni bir cadı avına başlamışlardı.

Böylesine tepişken bir ortamda, “Kötünün iyiyle, yalanın gerçekle, nefretin sevgiyle aşılabileceğine” inanmış dev ruhlu, küçücük bir kadın, yaşamdan da geniş bir misyonla yollara düştü. Tek başına. Ve parasız. Üstündeki koyu mavi tunikte şöyle yazıyordu: “PEACE PILGRIM. BARIŞ İÇİN KIYIDAN KIYIYA YÜRÜYOR.” Dünyada sahip olduğu her şeyi -tarak, diş fırçası, kalem, broşür ve mektuplar- ceplerine sığdırmış, “İnsanoğlu barışın yollarını öğrenene dek gezgin kalacağım,” diyordu. “Oruç tutacağım ve yürüyeceğim; barınacak bir yer, yiyecek bir şey verilene kadar…”

Aynen dediği gibi de yaptı. Kimseden yemek dilenmedi. Bir keresinde ne kadar aç kalabileceğini denemek için kırk beş gün oruç tutmuştu. Başını sokacak bir yer bulamadığı zamanlar plajlarda, mezarlıklarda, parklarda, otobüs ve tren istasyonlarında uyuyordu. Arada bir polis tarafından tutuklanıp geceyi hapishanelerde geçirdiği de oluyordu. Ünü ülkeye yayıldığında, cömert yüreklerden gelen parayı asla kabul etmemişti.

Hizmet etmek için geldiği insanları, “parlak ışıklar halinde” gördüğünü söylüyor, varlığını ve mesajını kimseye empoze etmeden, zengin-fakir demeden konuşuyordu. Kendi örneğiyle öğrettiği bu hac yolculuğunu nasıl başardığı sorulduğunda, şöyle demişti bir gün: “Yürüyüşüm her şeyden önce barışın duasıdır. Hayatınızı bir dua gibi yaşayabilirseniz eğer, duayı tüm ölçülerin ötesine taşıyarak güçlendireceksiniz.”

Hiçbir dine mensup değildi, Peace Pilgrim ismiyle doğmayan bu evliya kadın. Misyonunu anlatabilmek için kendisi seçmişti adını. New Jersey eyaletinde, Alman kökenli ailesinin işlettiği tavuk çiftliğinde dünyaya gelmişti. 27 yaşındaydı aydınlandığında. Tanrıya teslim olup hayatını ve varlığını ona adadığında…

Evet, katışıksız Tanrı aşkıydı attığı her adıma güç ve mana veren. Bedeni üşüse bile varlığını sıcak tutan, gelebilecek her türlü kötülüğü ondan uzaklaştıran…

Hazırladığı kitapçıkta, “Karşılaştığınız her insana yüreklendirici bir şey söylemeyi ihmal etmeyin,” diye yazmıştı. “Tatlı bir söz, yararlı bir öneri, hayranlığın bir ifadesi. Olaylara katabileceğiniz, insanlara verebileceğiniz bir şeyler olmalı her zaman, düşünceli bir hediye, saygılı bir davranış, yardımsever bir el.”

Boş laflar değildi tabii ki bunlar. “Günlerden bir gün,” diye devam eden Polyannavari masalları çağrıştıran anılardı… Ölümcül bir hastalıkla savaşan yaşlıca bir kadın, arzuladığı kadar kalabileceğini söyleyerek evine davet etmişti onu. Kadının kız kardeşi ise nerden geldiği belli olmayan, garip kıyafetli meteliksiz yabancıyı aşağılayıcı gözlerle süzmüş, sarf etmekten sakınmadığı küstah sözlerle ertesi gün uyanır uyanmaz evi terk etmesini istemişti. Akşam vakti el ayak çekildiğinde, nasıl yardım edebileceğini düşünen Peace Pilgrim, mutfağa girerek dağ gibi yığılı bulaşıkları yıkamış, ortalığı temizlemişti. Ertesi sabah karşılaştığı manzarayla kalbindeki buzları çözülen kadın, gözyaşlarını tutamayarak ondan biraz daha kalmasını rica etmişti.

Peace Pilgrim, tinsel yaşamı seçenlere, her gün sessizlikte evrene açılmayı; çeşitli yansımalarından ziyade, ilahî ışığın kaynağından yani Tanrı’nın kendisinden beslenip, onu imgeleyip, yardıma ihtiyacı olan birine göndermeyi öneriyordu. Kızgınlık, kırgınlık, suçluluk ve kıskançlık dâhil tüm olumsuz duyguların panzehiri, Tanrı’yla yalnız kalarak, ruhtaki yaraları tedavi etmekti…

Tam yirmi sekiz yıl durmadan, yorulmadan, hastalanmadan yürüdü. Tanrıyla bir bütün olmanın getirdiği içsel huzur ve tükenmek bilmeyen enerjiyle ilk on bir yıl, kırk bin kilometreden fazla yol kat etti. Yetmiş üç yaşında, bir araba kazasıyla misyonunu bitirdiğinde, Amerika’yı baştanbaşa yedi kere dolaşmış, hatta Kanada’nın on eyaletini ve Meksika’nın bir bölümünü de ziyaret etmişti. Meleklerin eşliğinde.

 

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.