Makro ve mikro perspektif üzerinden insan

Dünyaya, kâinata ve yaratılan her şeye makro insan perspektifinden bakabilmek kâmil insan olma yolculuğumuzda gelmemiz gereken önemli bir boyut. Mikro insan dünyaya daha dar pencereden, daha nefsani, daha bencil, daha hayvani güdüleriyle bakarken; Makro insan daha bütünü, kollektifi, biz bilincini ve yüksek idealleri gözetir. Bu da ancak idrakin yükselişiyle olacaktır. Dünya öyle güzel ilahi bir nizam içindedir ki bizim kısıtlı algı ve inançlarımız bu nizamı anlamayabilir. Ancak bu kabiliyet elbette her birimizin içinde var. Her birimizin içinde ortaya çıkarılmayı bekleyen bir cevher var. Ben buna “Kendilik Cevheri” diyorum. Özümüzü ortaya çıkarabildiğimizde ve bütünün bir parçası olduğumuzu fark ettiğimizde ve sandığımızdan daha anlamlı olduğumuzu anladığımızda Makro perspektif algısına geçeceğiz.

Aslında makine mühendisi olan Kerem Şenoğlu şimdilerde yönetim ve eğitim danışmanlığı yapıyor. Birbirinden değerli konular üzerine eğitimler veren Şenoğlu ile Mümkün dergi için Mikro ve Makro bakış açılarını, yatay ve dikey beslenmeyi konuştuk.

Mikro perspektif nedir? Makro perspektif nedir?

Bertrand Russell’ın “Herhangi bir budalanın görebileceği gibi, Dünya düzdür.” sözünü anımsayalım. Herhangi bir deniz kenarına gittiğimizde, bulunduğumuz gezegen yüzeyi perspektifinden Dünya düz görünür. Buna küçük, dar, mikro perspektif diyebiliriz. Söylediğimiz bilgi doğrudur, bulunduğumuz düzlemde ve perspektiften gerçeklik “böyle” görünmektedir. Ancak, bir uzay gemisine binip gezegenden uzaklaşırsak, Dünya, mavi renkli bir küreye dönüşür. Bulunduğumuz uzay gemisi perspektifinden büyük, geniş, Makro perspektiften Dünya yuvarlak görünür ve bu da doğrudur. Bulunduğumuz perspektife/bakış açısına bağlıdır.

Peki Dünya yuvarlak mıdır, düz müdür? Cevap, bulunduğumuz/baktığımız perspektifin genişliğine bağlıdır: mikrodan bakarsak düz, Makrodan bakarsak yuvarlaktır.

Mikro insan ve Makro insan arasındaki fark nedir? Bu kavramları nasıl tanımlarsınız?

Aslında Mikro veya Makro insan diye bir şey olmaz. Mikro veya Makro perspektiften bakan insan vardır. Mikro perspektiften bakan insan, Makro perspektiften bakan insana göre daha dar bir görüşten bakmayı tercih etmektedir. Bunun nedeni çoğunlukla, bulunduğu yeni gerçekliğin rahatsız edici olan boyutlarıdır. Bu yeni gerçekliği algılamak ve adapte olmak belli bir zihinsel yatırım ve emek gerektirir ve/veya çok zorlayıcı gözükebilir. Bu yeni algılayışa ve gerçekliğe direnirsek, “acı” çekeriz.

Neden acı çekiyoruz?

Buna iki tür tepki verilebilir. Birincisi, “gerileme” adını verdiğimiz savunma mekanizması ile farkındalığımızı düşürebiliriz. Bu, kısa bir süre için acıyı azaltır ve bizi mikro perspektife daraltır. Zorlayıcı durumun yarattığı gerginliği hafifletir. Ancak bir bedeli vardır. Gerilediğimizde, kalıcı hale gelme riski vardır ve tekamül etmek, gelişmek imkansızdır. İkinci olasılık ise, tekamül etmek/yükselmek için bu acı verici gerçeklik, farkındalık ile yüzleşmek, egonun karşı hücumunu göğüslemek ve yeni ve daha Makro bir anlayışı günlük hayata uyarlayarak çalışmaktır. Matrix II filminde, mimarın söylediği gibi “Problem, her zaman seçimdir”.

“Egonun karşı hücumunu göğüslemek” ne demektir?

Bildiğimiz gibi, uçurtma rüzgarla uçmaz, rüzgâra karşı koyduğu için uçar. Egonun görevi bizi Makroya yükselmektan alıkoymaktır ancak bunu bizim kötülüğümüz için yapmaz. Bizim yükselmemiz için karşı koymamızı gerektirecek gücü yaratır. Fakat bu durum mikro benliğimize kötü gözükür.

Çünkü bir değişimle karşılaştığımızda 4 ana aşamadan geçeriz:

İnkar: Böyle bir değişim yok, nereden çıkartıyorsunuz yahu?

İtiraz: Böyle bir değişim var, ancak bizi ilgilendirmiyor.

Kabul: böyle bir değişim var ve Allah kahretsin, bizi etkiliyormuş.

Performans: Böyle bir değişim var, bunu gördüm, hızlıca kabul ettim, gereklerini yerine getirdim. Şimdi meyvelerini yiyorum.

Seminerlerinizde sıklıkla bahsettiğiniz “Paradigma” nedir?

Paradigma, dış dünyayı ve diğer insanları algılama gözlüğümüzdür. Yalnız burada fiziksel bir gözlükten değil, mental, zihinsel ya da zihniyet gözlüğünden bahsediyoruz. Dolayısı ile, baktığımız mental düzleme göre fizik dünyayı algı biçimimiz değişir.

Hepimiz kendimizce haklıyız diyorsunuz seminerlerinizde Ev sahibi-Kiracı örneğinde. Bu örneği makro ve mikro bakış açısı üzerinden açıklayabilir misiniz?

Kiracı-Ev Sahibi örneğine bakacak olursak, Kiracı der ki “Çok soğuk bir ev sahibim var, ne arama ne hatır sorma hiçbir şey yok!”. Ev sahibi de diyor ki “Düşünceli bir ev sahibiyim, kiracılarımı arayıp onları rahatsız etmiyorum.” İkisi de kendi bakış açısından yani paradigmasından haklıdırlar. Söyledikleri, bulundukları perspektifin bir sonucudur. İkisi de doğru veya yanlış, iyi veya kötü akslarında değildirler. Kiracı da ev sahibi de kendi paradigmalarının sonuçlarını dile getirmektedirler. Makro veya mikro oluşları ise, baktıkları perspektiflerinin dar veya geniş olmasının bir sonucudur.

Sempatinin empatiden farkı nedir? Oldukça karıştırılan kavramlar bunlar.

Antik Yunanca “Pathos”, “duygu” demektir. Bu kelimenin önüne “Sym” getirdiğimizde “Sympathos” olur. Maalesef Türkçesini bilemediğim bir kavram ile karşı karşıyayız, Sempati kelimesi dilimize Fransızcadan geçmiştir. Bu durumda sempati, “sempatik” yani “cana yakın” anlamında kullanılmaktadır. Bunun çok doğru bir kullanım olduğunu düşünmüyorum. Doğru kullanım ile “Duygudaş” olma anlamını verir. Yani cenaze evinde üzülür, düğün evinde seviniriz. Bu haliyle doğuştan gelir, her insanda bulunur ve eksikliği bildiğim kadarıyla psikiyatride bir kusur olarak görülüyor. Örneğin, bebeklerin beraber ağlayıp gülmesi veya ağlayan/gülen bir bebeğin yanındaki bebeği etkilemesinin sebebi budur.

Oysa empati, sempati demek değildir. Empathos’tan gelir ve genelde “başkalarının ayakkabılarının içine girmek” olarak bilinir. Ancak ilavesi şöyle bir anlam içerir, onunla aynı duyguya girmiyor olsam da onun hangi duyguyu ne yoğunlukla yaşadığını algılayabiliryorsam, bu empatidir. Örneğin, ben senin kadar üzülmedim bu olaya, ancak ne kadar üzüldüğünü görebiliyorum, empatidir. Bu haliyle doğuştan gelmez; aile içi, okul öncesi, okul ve iş hayatında sosyal olarak öğrenilmesi gerekir. Özellikle lider ve yöneticilerde muhakkak bulunması gereken bir yetkinliktir. Dolayısı ile burada söylenebilir ki, Makro perspektife sahip bir insan, mikro perspektife sahip bir insana sempati değil empati göstermelidir.

İnsanlar arası enerji transferi nasıl gerçekleşir? Bunu makro ve mikro olarak inceleyebilir miyiz?

Astral/Enerji bedenimiz tarafından, elektrik mühendisliği yasalarına göre enerji alışverişi gerçekleşir. Mikro perspektiften bakan insanın bakış açısı dar olduğu için, gezegenin makro enerjisinden beslenemez. Bu durumda da diğer insanlardan beslenmeye çalışır. Bunu üç yöntemle yapar: Şikayet, mazaret ve suçlama.

“Yatay beslenme” nedir?

Mikro perspektife sahip bir insan bunları yaparak kendinden daha makro bakış açısına sahip insanlardan enerji emerler yani yatay/mikro beslenirler.  Buna halk arasında “duygusal/enerji vampir” de denir.

Enerji vampirleri hangi kategoriye dahil? Ve nasıl korunuz onlardan?

Şikâyet, mazeret veya suçlama geldiğinde kendi belirlediğiniz, sınırladığınız ve mümkünse kısa bir müddet o kişiyle ilgilenin, sonra da onu bırakın. Bir enerji vampirinin söylediği şikayetin, mazaretin veya suçlamanın doğru olup olmamasının bir önemi yoktur. Sizden enerji emebilmesi, yaydığı halet-i ruhiye ile alakalıdır.

 Peki, “dikey beslenme” nedir?

Dikey beslenme, çocukluktan yetişkinliğe geçmeyi gerektirir. “Sonuç” insanı olmayı bırakıp “neden” insanı olmaya başlamaktır. Bu da başka insanlardan değil, gezegenin enerjisinden beslenmek anlamına gelir. Kendi iyilik halinin, mutluluğunun ve huzurunun nedeni yine “kendin” olmak, kendi yaşam enerjini kendin üretebilmektir. Bu enerji sonlu değildir; biz ne zaman istersek bu kaynaktan beslenebiliriz.

Peki bu beslenmeyi nasıl sağlayacağız?

Gezegenin enerjisini, elektrik enerjisine benzetecek olursak, elektrik prizi her evde vardır ve elimizin altındadır. Her an oradadır ve çalışmaya hazırdır. Elektrik enerjisini çekemiyorsak, neden bize gelmiyor diye şikayet etmek sorunu çözmez. Elektrik enerjisi tarafsız bir enerjidir; bizi seviyor veya sevmiyor olduğu için akıyor veya akmıyor değildir, elektrik fişinin takılmasını bekliyordur. Prize takma eylemi ise, arzu ve inançtır.

M.S. 2150 kitabından bir alıntı ile bunu açıklayacak olursam, “Bir insan yüzmeyi öğrenmeyi arzuluyor, ama bunu yapabileceğine inanmıyorsa, boğulmaktan korkuyorsa, gerekli inançtan yoksun olduğu için yüzmeyi öğrenemeyecektir. Veya tam tersi, yüzmeyi öğrenebileceğine inandığı halde, yüzmek yerine tenis oynarsa, bu kez de gerekli arzudan yoksun olduğu için yüzmeyi öğrenemeyecektir. Yeterli arzu ve inançla her şey mümkündür.”

Bir araya gelen insanlar grup dinamiğini nasıl oluşturur?

Bir araya gelen insanların oluşturduğu şuur seviyesi, yani mikro-makro anlayışı, matematiksel bir ifade ile küçük eşittir), grup üyeleri arasındaki en düşük şuurlu insan seviyesi. Bu sebeple, bir araya gelmenin faydası elde edilmek isteniyorsa, Makro anlayışa sahip bir lider tarafından yönlendirme yapılmalıdır. Örnek olarak, M.S. 2150 kitabında makro toplum üyelerinin Alfa liderler tarafından yönetilmesini verebiliriz.

Sizin Mümkün mesajınız nedir? Sizin için ne mümkün?

“Yeterli arzu ve inançla her şey mümkündür.” – M.S. 2150, Rana

Yorumlar