f
Kabul etmek özgürlüktür

Sizin için “kabul” ne anlam ifade ediyor, hiç düşündünüz mü?

Olan, olmayan, olamayan her şeyi, hayatınıza giren tüm insanların varlığını ve en çok da kendinizi kabul etmek tam olarak ne demek?

Önce sözlük kabul için ne diyor, ona bakalım.

  • bir şeyi isteyerek ya da istemeyerek uygun bulmak, bir şeye rıza göstermek, razı olmak.
  • (büyük görevdeki biri) görüşmek ya da iş için gelenleri yanına, makamına almak.
  • kendisine sunulan armağanı geri çevirmemek, almak.
  • (bir öneriyi, düşünceyi vb.) uygun bulmak, onaylamak.
  • (birini bir yere) almak.

Sözlüğe göre kabul severek ya da sevmeyerek olanı almak demek özetle.

Sizin için ise tanım çok daha farklı olabilir. Çoğumuzun tahminin aksine bilinçaltımız her bir kavramı öyle sözlükte yazıldığı gibi kodlamaz. Her bir kavram yaradılıştan bugüne tüm görülen, duyulan, yapılan şeylerin ve atalarımızdan aldığımız mirasın kayıtlarına göre şekillenir.

Mesela, para kavramı sözlükte “Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit” olarak geçerken, sizin sözlüğünüze “bolluk Bereket” veya “borç-taksit” olarak kaydedilmiş olabilir.

Kabul kavramı da sizin bilinçaltınızda, “zorla alınan, müdahale”, “asla affetmem” gibi sözcüklerle kayıtlanmış olabilir.

KABUL ASLINDA NE DEMEK VE NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Kabul enerjisi insana özgürlük verir, şifa verir. Ancak kabul ettiğimiz şeyleri dönüştürüp şifalandırabiliriz. Genelde şifa ararız, ama kabul etmek hatta yüzleşmek bile istemeyiz. Biri bize bir hap versin de bugünden yarına acımız gitsin isteriz.

Ancak hayat öyle işlemiyor.

Bir kişiyi veya olayı veya duyguyu veya durumu, başka her ne eklerseniz ekleyin -yani olanı, olmayanı, olamayanı- affetmek için, şifalanmak için önce kabul etmemiz gerekir. Her şeyiyle, olduğu gibi. Zorla kabul etmekten bahsetmiyorum. “Kabul etmem lazımmış, ne yapalım, kabul ediyorum o zaman” değil.

Genel eğilim reddetmek üzerine. Çünkü insan istemediği, içini acıtan şeylerle yüzleşmek istemez. Oysa bir kere yüzleşip kabul etse, ardından hemen affetmek ve şifa gelir. Oysa biz ne yapıyoruz? Affetmek için meditasyonlar yapıyoruz, şifa için taşlar, tütsüler kullanıyoruz. Ancak yüzleşmeye cesaret etmediğimiz sürece ne yaparsak yapalım şifa gelmez. Yanlış anlaşılmasın tütsü-meditasyon-numeroloji, kristaller … Hepsi çoook faydalı araçlar. Ama adı üstünde; araçlar. Siz açılmasına izin vermediğiniz bir kapının önünde isterseniz amuda kalkın, o kapı açılmadan içini nasıl şifalandırabilirsiniz ki?

Kabul enerjisi işte o kapıyı açar. Gizlemek, görmek istemediğimiz, içinde acı olan odanın uzun süredir kilitli olan kapısını. Ve acı dışarı çıkar.

Çıkan acıyı da tarafsız bir şekilde, bir anlam vermeden, sadece var olduğunu kabul etmek,

İçimizi acıtsa da, görmekten rahatsız olsak da, her neyse o olay, duygu, durum, olduğu gibi kabul etmek,

Annemizi, babamızı, ailemizi, çevremizi olduğu haliyle kusurlarıyla, hatalarıyla güzellikleriyle olduğu gibi tüm çıplaklığıyla görmek ve kabul etmek,

Ve en önemlisi; kendimizi kusurlarımızla, hatalarımızla, her şeyimizle kabul etmek...

KABUL ETMEK NEDEN BU KADAR ZOR?

Genelde tıkandığımız şey bu ilk adım, kendimizle, gerçeğimizle yüzleşmek.

Neden yapamıyoruz biliyor musunuz?

Tek sebebi var Özünde sevgisizlikten korkmak, yani değersizlik duygusu. Herkes bu korkuyu farklı şekillerde hissediyor veya yaşıyor ama özünde hepsi aynı yere çıkıyor.

Ben kusurlu olursam, değersiz olurum, sevilmem, onaylanmam. Annemin sevgisini, babamın güvenini alamam, bu hayatta yalnız kalırım. Üstelik kusuru olan kendimle baş başa. İşyerinde başarısız olurum, patronlarım beni sevmez, terfi alamam.

O zaman ne yapacağım, kapıyı kilitleyip önüne bir de koruyucu bırakacağım ki kimse yanaşamasın, mesela yaklaştıkça havlayan bir öfke, ya da beni hemen başka bir konuya çeken arzu, kapının üstüne örttüğüm, görmememi sağlayan bağımlılıklarım… Liste insan sayısı kadar uzar da uzar. Ama özünde hep bir yere gelir: Sevgisizlikten korkmak.

Tanıdık geldi mi? Oysa kabul etse insan, o kapıyı ardına kadar açsa, her neyse sakladığı dışarı çıksa, özgürleşse, işte o zaman korku falan kalmaz, yerine şifa gelir.

KABUL ETMEK MÜMKÜN MÜ?

“Kabul etmek mümkün değil ki, nasıl olacak?” diyorsunuzdur. Mümkün merak etmeyin. Tek ihtiyacımız aslında yüzleşmek için cesaret ve öncelikle kabul etmediğimizi kabul etmek.

Bir de şunu bilmek; aslında kötü, kusur, hata diye bir şey yok. Her şey sadece deneyim. Kusur dediğimiz şey insanoğlunun verdiği başka bir tanım-kavram sadece. Kendi kendimize bir tanım yaratıp sonra onun esiri yapmışız kendimizi.

Evren bir matematikle işliyor. Olan, olmayan, olamayan her şeyin bir nedeni var ve biz her zaman çıplak gözle yaşananların arkasındaki matematiği anlayamayabiliyoruz. Her şeyi tamamen kendi gözlüğümüz ve bilinçaltımıza kayıtlı tanımlarla yargılıyoruz.

Hani bir laf vardır, “Mevlam ne eylerse güzel eyler” diye, işte tam da bu. Evrene, Yaradan’a, arkasındaki matematiğe güvenerek, kendi yargılarımızı bırakıp her şeyin aslında güzel olduğunun farkında deneyime kucak açmak.

Çok felsefi oldu. Birkaç da pratik öneri vereyim.

Bol bol niyet edin. Niyet çok ama çok önemli. Siz niyet edin, merak etmeyin mutlaka size gelir.

“Olanın, olmayanın, olamayanın içindeki güzelliği görmeye ve kabul etmeye niyet ediyorum.”

Olumlamalar yapın. Her gün aynaya bakın, 5 dakika, gözlerinizin içine bakarak “Kendimi her halimle kabul ediyorum, seviyorum” diyin.

Şükredin, her gün, mutlaka, en az üç şey için şükredin.

Tefekkür yapabilirsiniz. Yaşanan olayların arkasındaki matematiği görmek için niyet ederek, kötü dediğiniz şeyin içindeki iyiliği görmeye çalışın. Polyannacılık denilen halden bahsetmiorum. Sizin, içinde yaşarken kötü diye nitelendirdiğiniz olayların size nasıl güzel kapılar açtığını görmekten bahsediyorum.

Her şey kabulle başlar. Kabul etmediğimiz hiçbir şeyi dönüştüremeyiz.

Kabul etmek özgürlüktür.

Kabul etmek çabasız çaba vermektir.

Eylemsizlik, boş vermişlik değildir, kabullenmek değildir.

Yargılamamaktır, Yaradan’a ve evrene güvenmektir.

Sevgiyle kalın…

Yorumlar