İlişkiyi kimin için istiyorsun?

Onu artık herkes tanıyor.  O Mr. Vesile, o Tenkap’ın kurucusu, o bir yazar, o bir modern zaman çöpçatanı, o bir ‘eski’ avukat, o bir baba, o bir ilişki uzmanı ve mentör.  Ortalıkta Düzgün Erkek Var kitabının yazarı Yunus Sezener’le ilişkileri masaya yatırdık.

Zaman varoldukça insanlığın temel sorunu ilişkiler olacak demek abartı mı acaba? Pek değil gibi, şu andan baktığımızda ve geçmişten bu yana gözlemlediğimizde, hayat ilişkiler üzerinden şekilleniyor. Varlığı bir dert yokluğu yara mı desek, herkes mutlu bir ilişki istiyor bir varsayım mı yoksa ilişkileri biz mi bile isteye blokluyoruz. Gerçekten mutlu olmayı, bir ilişkide olmayı seçiyor muyuz? Mutlu bir ilişki mümkün mü? En iyisi bir bilene soralım dedik, Yunus Sezener yanıtladı.

Sana Mr. Vesile deniyor, Tenkap’ı (Tencere-Kapak) kurarken temel düşüncen neydi?

Mr. Vesile zamanla, özellikle danışanlarım tarafından oturtulan bir tanım oldu benim için… Aslında bu tanım Tenkap’ı kurarken ki temel düşüncem ile aynı. Lise çağlarımda bile arkadaşlarına vesile olan bir adamdım. Sadece ilişkiler konusunda değil; aklınıza gelebilecek her konuda vesile olmaktan mutlu olan, yaşam motivasyonunu vesile olmak üzerine kuran bir adam oldum hep... Bugün geldiğim noktada, bundan bir yıl önce kendim için yazdığım bir vizyonum var. Vizyonum “Ben Yunus Sezener. Vesile olmanın değerini keşfetmiş, vesile olmak yoluyla herkese fayda sağlamayı vizyon edinmiş bir bireyim” cümlesiyle başlıyor. Tenkap’ı kurarken de aynı motivasyonla kurdum. Vesile olmak yoluyla insanların hayatlarının en önemli kararı olan partner seçimini en doğru ve uyumlu şekilde yapabilmelerine vesile olmak. Geçtiğimiz sekiz yılda ilişkilerden başlayarak birçok farklı alanda kişilere aracı olmaya çalıştık. Partnerini bulanlar, evlenip çoluk çocuğa karışanlar, arkadaş kalanlar, iş ortağı olanlar, birlikte yatırım yapanlar… Benim için vesile olmak hayattaki en değerli şeylerden biri.

Zamanla senin ilişkilerle ilgili öğrendiklerin, gözlemlerin neye evrildi? Daha doğrusu evrildi mi?

Bence öğrenmek, değişime ve dönüşüme açık olmak inanılmaz derecede önemli. İşimde dönüşebilen, evrilebilen ve bunu da hızlıca günlük yaşam pratiğine uygulayabilen bir insan olmak da öyle... Tabii ki bunca yılda ilişkilerle ilgili çok şey öğrendim. Hâlâ da her yeni danışanla birlikte bir şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Çünkü ilişkiler de parmak izi gibi... Sadece yaşayan kişilere ve o ana ait. Tekrarı yok, geriye dönüşü yok ve en önemlisi çok benzese de hiç kimsede aynısı yok. Bu konuda öğrendiğim en önemli şey ilişkileri toplumdan, ailemizden ya da kendi egomuzdan kaynaklı yargılarımızla var etmeye çalışıyor olduğumuz. Bir ilişki olasılığı için ne kadar çok kriter koyuyorsak ne kadar çok ‘’şöyle olması lazım’’, “meli”, “malı” ile biten gerekçemiz varsa bir ilişkimizin olması ya da var olanı yürütebilmemiz o kadar zor oluyor. Bu asla hiç kriteriniz olmayacak ya da hiç olmazsa olmazınız olmamalı anlamına gelmiyor. Ancak insanlar en başta kendilerine ne kadar ters ya da imkânsız gibi görünse de karşılarına çıkan adaylara önyargısız şans vermeyi öğrendiklerinde ilişkiler konusunda çok daha başarılı oluyorlar. Bence ilişkilerle ilgili en önemli öğreti budur.

ERKEKLER DE UZUN SOLUKLU İLİŞKİ İSTİYOR!

Hala özellikle kadınlar daha çok ilişki odaklı gözüküyor. Belki portföyün de bunu doğruluyordur? Erkeklerin daha uzak olmasının sebebi sence neden kaynaklanıyor?

Benim portföyüm hiç böyle bir şey söylemiyor aslında. Bu söylediğin birçoğumuzda olan ve toplumsal bilinçten gelen bir yanılgı! Tıpkı ortalıkta düzgün erkek kalmadı kalıbında olduğu gibi… İlişki odaklı olmak cinsiyetten bağımsız… Sadece erkeklerin daha özgür ya da daha fazla çok eşli olduğu görülen bir toplumda bir yanılgı olarak karşımıza çıkıyor. Tenkap’a başvuran insanların %99’unun temel motivasyonu uzun süren, uyumlu bir ilişki istiyor olmaları… Ama tabii ki kadınlar doğaları gereği yuva kurma, çocukla birlikte bir aile olma konusunda daha motive ve planlı. Erkek ise evliliğin ve çocuğun getireceği ekstra sorumluluğun bilinciyle biraz daha çekingen. Ama dediğim gibi benim portföyüm bu farkı çok yansıtmıyor. Bizim havuzumuzda olan her danışan ciddiyetle bir ilişki var etmenin önemine inanan ve bunun için hareket etmeyi göze alan bireyler.

Yalnızca Online uygulamalarda dünya ortalamasında %85 oranında erkekler var ve kadınlar bu sebeple de çok aşırı fazla ve ciddi olmayan talep geldiği için bu uygulamaları kullanmıyorlar. Offline, birebir görüşme olan bizim işimizde ise geçen sene kendisi başvuru yapan kadınların oranı %62 idi. Yani erkekler %38 civarındaydı. Ama gerekirse biz havuzumuzun dışına çıkıp yeni erkeklerle tanışıyor ve bu dengeyi senelerdir kuruyoruz.

Daha online uygulamalarda erkek-kadın dağılımı %50-50 dengeli dağılımı olan bir uygulama yok. İleride Tenkap yanında bambaşka bir projeyle kendi içgörüşlerimizle bunu biz yapmayı hayal ediyoruz.

Uyumlanabilirlik meselesine çok önem veriyorsun, bunu biraz açabilir misin?

Takdir edersiniz ki uyum bir ilişki için çok önemli bir kavram. Ancak bu konuda da büyük bir yanılgının içinde yaşıyoruz. İnsanlar uyum deyince kendine birebir uyumlu birinin gelip, sanki bir puzzle parçası gibi kendine bağlanacağına inanıyor. Oysaki bir ilişkide uyum demek zamanla tarafların birbirlerine ne kadar uyumlu hale geldikleridir. Yani bizim birini daha yeni yeni tanıyorken, şu ya da bu nedenle “Biz bu kişi ile hiç uymayız” demesi pek gerçekçi bir yaklaşım değil. Aslında her birimiz hiç ummadığımız biriyle zaman içinde uyumlanabiliriz. Ancak bir şartla: Bunun asla tek tarafla bir uyumlanma olmaması çok önemli. Her iki tarafın da birbirinin çeşitli alışkanlık ve bakış açılarına, sevme biçimlerine, fedakarlıklarına, desteklerine ve ihtiyaçlarına uyumlanmasıdır önemli olan. Karşılıklı alma-verme dengesi içinde birbirine uyumlu bir duruma dönüşen çiftlerin ilişkileri her zaman daha huzurlu ve daha uzun ömürlü oluyor.

İlişkiyi kimin için istiyorsun diye bir soru sormuştun; bununla ne demek istiyorsun?

Aslında kim ya da ne içinden çok bu soruyu önce şöyle sormak değerli: “Neden bir ilişkiniz olsun istiyorsunuz?” Biz bu soruyu danışan adaylarımıza başvuru aşamasında yöneltiyoruz zaten. Hiç şaşmaz şekilde herkesin cevabı aynı! Hayatı paylaşmak için, iki kişi olmak, daha güzel, birlikte gelişmek için vs. Oysaki insanların bilinçaltındaki temel neden farklı! O da insanların bir partnerinin olması ya da evlenip yuva kurmuş olmak toplumsal statü anlamında bir gerekliliği yerine getirmek anlamına geliyor. Daha da ilgincini söyleyeyim, birçok kişi için yalnız olmak hayatta başarısız olmak anlamına geliyor. Çünkü çocukluğumuzdan itibaren birine eş olmak bir statü, bir başarı, bir gereklilik olarak empoze ediliyor her birimize. Özellikle bu toplumda… Bilinçaltımız bunu gerçekleştiremezsek kendimizi başarısız ve yarım kalmış algılamamıza neden oluyor. Bu nedenle birçoğumuz hiç farkında olmadan kendimiz, kendi mutluluğumuz, ihtiyacımız için değil ailemizi, yakın çevremizi mutlu etmek, toplum içinde partneri olan insan statüsüne yükselmek için bir ilişki istiyor. Kendisinin birine şans vermesini geçtim; bir de etrafındaki herkesin o kişiyi onaylamasını bekliyor. Tabii bir de diğerinin çevresi de o kişiyi onaylayacak. Bu şekilde kişiler daha birey olmayı öğrenip kendi hayat sorumluluklarını almadan, bir de etraflarının onayını da işin içine katarak olasılıkları artırmıyorlar.

Sence giderek mutlu ilişkilere doğru mu evriliyoruz?

Aslında “mutlu” ve “ilişki” kelimelerinin yan yana kullanılmaması önemli diye düşünüyorum; yani en azından senin sorunda yer aldığı şekilde… Mutlu ilişki diye bir şey yok bence. Bir ilişkiyle birlikte mutlu olabilirsin, o ilişkinin içinde bir sürü mutlu an yaşayabilir, birçok mutlu anı biriktirebilirsin. Ama bir ilişkin olunca sürekli ve sonsuza kadar mutlu olacaksın gibi bir anlam çıkıyor mutlu ilişki deyince… Mutluluk kişinin kendisiyle ilgili bireysel bir durum; ilişkiyle birlikte gelen ya da sadece iki kişi bir araya gelince ortaya çıkan bir durum değil! Günümüzde çok fazla seçeneğimiz olduğunu düşündüğümüz için (ki bu da çağın getirdiği bir yanılgı) bir ilişkinin içinde mutlu olmamız giderek zorlaşıyor diye düşünüyorum. Barry Schwartz bunu “Seçim Çelişkisi” isimli konuşmasında çok güzel anlatıyor. Seçeneğimiz çok hem partner açısından hem de başka bir hayat yaşayabilme olanaklarından… O nedenle seçim çelişkisine düşüyoruz ve mutlu olabileceksek bile kendimizi mutsuz etmeyi başarabiliyoruz. Yani özetlemem gerekirse mutlu anları ağır basan, bize mutluluk veren bir ilişkimiz olmasını istiyorsak önce kendi kendimize mutlu olmayı ve partner olarak da kendi başına mutlu olmayı başarmış kişileri hayatımıza çekmeyi öğrendiğimizde, hayatı paylaşmanın keyfi ve huzuru hepimiz açısından değişecek. Evrimi sordun ya, bütün toplumlar uzun ilişkilere istatistik olarak daha az evriliyor ama sadece uzun yerine ‘Uzun ve güzel’ bir ilişki diye bakarsak, bunun bizim hayatımızda gerçekleşip gerçekleşmemesi sadece bizim elimizde. Bu sorumluluğu alıp, hayatını akışa getirmeye çalışan herkes gayet de kendi hayatında mutlu olabilir. O zaman da paylaştığı ilişkisi de zaten mutlu olur…

Son olarak da ‘senin için neler mümkün?’ diye sorsam!

Değişim-dönüşüm herkes için mümkün, uyumlanmak mümkün, haklı olmak yerine beraber mutlu olmayı seçmek mümkün. Önce doğru geri bildirimi alarak farkındalıkla. Sonra da niyet edip, niyetimizi haraket ile birleştirere. %99 niyet % 1 hareket. İkisi de beraber olmadan olmuyor ama.

 

Yorumlar