Evrenin seninle bir derdi yok

Hayat dört mevsim gibidir; sonbahar, kış, ilkbahar ve yaz. Her bir mevsime Gökyüzü eşlik eder. Hayat sensin, mevsimler ise duyguların…

Gökyüzü sana çok şey söyler uçsuz bucaksız mavinin ortasında. Sabah güneşin ışıkları ile uyanırken, gözlerin perdenin arasından sızan ışığı arar. İçinde bir sürü beklenti ile heyecanla uyanırsın. Beklentilerini Güneş karşılar ve gün bütün sıcaklığı ve parlaklığı ile sana kavuşur. Gün senin için keyifle akarken, güneş için sıradan ama senin için hala alışamadığın, her gelişinde şaşırdığın bir olay olur.

Sonrasında mı?

Güneş batar…

Güneş için olağan, senin için hala kabullenemediğin gerçekliktir. Duygularını sana hatırlatan güneş, mutluluğu sana vermiş, süresini doldurmuş ve gününü terk etmiştir. Sence senin hüznün günün bitimine midir? Hala olağan ve sıradan olan mutluluğun değişimine mi? Güneş sürekli yer değiştirir. Doğduğu gibi batmasını da bilir. Hayat da öyle değil mi? Doğar, büyür ve ölürüz. Akşam güneşin gözden kayboluşu ile birlikte kaygı kelebekleri midende uçuşur. Kızıllığın hüznünü bütün hücrelerinde hissedersin. Bir kayıp deneyimi başlar içinde. Sanki sevgilinin hayatından çekip gidişi gibi. Son çare içindeki boşlukla ayın parlaklığını gökyüzünde aramaya başlarsın. Ay, güneş gibidir. Işığını güneşten alır. Tıpkı Şems ile Rumi arasındaki ilişki gibi. Artık güneşle vedalaşmış, ayı selamlamışsındır. Hiçbir duygu sende sürekliliğini sürdüremez. Yerini hep bir başkasına bırakır. Misafirdir bütün duygular; gelirler, ağırlanmak isterler, vedalaşmayı da bilirler. Peki sen biliyor musun? Sen mutluluğa veda etmeyi bilemezken, hüzne vedanı nasıl yapacaksın? Duyguların evrensel gibi gelir çoğu zaman, yaşadıkların yaşatılanlar haksızlık gibidir. Oysa insanoğlu için evrensel bir yanılgı vardır. Sanki her şey onun baktığı pencereden görülmektedir. Başka bir pencere yoktur ve olan kötü olmuştur, çok talihsiz bir olaydır, senin başına gelmiştir. Buradan baktığımızda bu pencere bize ne söyler?

Peki biraz metaforlaştırmaya ne dersin? Yağmur çiselemeye başlar ve planların vardır, sevgilinle piknik yapacaksındır. Nereden çıktı bu yağmur? Nedir bütün aksiliklerin seni bulma durumu. Peki ya olasılıklar… Yaptığın planların bozulması hayal kırıklığı yaşatır. Yağmurda el ele dolaşan sevgili olmak aklının ucundan bile geçmez. Hayatı olduğu gibi kucaklayamazsın. Olan hoş olmamıştır ve evrenin sana bir garezi vardır. Bunu doğanın sana karşı duruşu olarak yorumlarsın.  Bilinçli aklın yağmur olduğunu söylemesine rağmen, sen kendi içinde sıkıntılanırsın. Eski deneyimlerin yağmurun senin hayatının karşısında duran bir duvar olduğunu söyler. “Rahmet yağıyor” söylemlerin, kendini iyi hissetme çabandır. Söylediklerine çoğu zaman kendin bile inanmazsın. Oysa yağmur; onu bekleyen çiftçi için müjdedir, duaların kabulüdür, aştır o yağmur, ekmektir, rahmettir… Evrenin tek derdi sen değilsindir. Bazen o deneyimi yaşaman gerekir ki yaşam dengede kalabilsin. Hüznün gelmelidir ki ardından gelen sevinci tanıyabilecek coşkun olsun. Yağmur mu yağdı, bırak yağsın, “Olan güzeldir” de. Tut sevgilinin elinden, yağmurda yürü.

Evrenin tek derdi sen değilsin, buna emin olabilirsin. O ne yaptığını biliyor, olanlara güven, duygunu izle ve An’da kal… Ağırla mesela hüznünü… Hoş geldin de, ihtiyacın ne diye sor ona. Konforunu sağlayabilmem için, ihtiyacın ne diye bir sor hüznüne. Evrenin de seni kabul etmesi için ihtiyacın olan şey, senin kendini, duygunu kabul etmiş olman olabilir mi? Merak etme… Sonrasında bir bakarsın ki tekrar güneş açar, yüreğinde bir sevinç esintisi başlar, Toprak kurur, sevgilinin elinden tutup çıkarsın doğaya…

Senin duygunu kabul edip, olanı karşıladığın ve evrene güvendiğin yerde çiftçi de mahsulünü almış, ocağı tütmüş, duası kabul olmuştur. Evrenin seninle bir derdi yoktur, onun derdi evreni dengede tutabilmektir.

 Peki bu dört mevsim sendeki bu duyguları neden tetikler? Çiftçi için sevindirici olan yağmur, neden piknik planları yapan bir çift için huzursuzluk kaynağı olabilir. Kara bulutların senden haberi olmamasına rağmen, senin yağmurla derdin nedir? Güneşin seni ısıtmadığı zamanlarda, başka bir yarım kürede insanları bunalttığının farkında bile değilsin. 

Yaşam; acı ve tatlı deneyimleri ile seni besler. Ne olacağını bilemediğin yaşantıların sonuçlarını zihninde yorumlayarak kendi güneşini ve mevsimini yaratabilirsin. Tıpkı Jung’un söylediği gibi, iyi olmaktansa bütün olmayı tercih etmek sana nasıl gelir. Ya da Rumi gibi bakmak sence nasıl olur?

“İnsanı gördüklerinden ibaret sayma, göremediklerinde ara. İçidir hakikatin resmi, dışı sadece manzara.”      

 

Yorumlar

  • Sevel Sönmezay
    Sevel Sönmezay
    3 ay önce Cevapla  Beğen (0)

    Yine döktürmüş…Ellerine,yüreğine,kalemine sağlık…Terapiden çıkmış gibi oldum okuyunca..