Yüzleşme cesareti

Yepyeni bir dergi doğdu. Adı ‘’MÜMKÜN’’ kondu.

Heyecanla yeni doğan bir bebeği kucağıma alır gibi… 

Ona elimizden gelen en büyük gayretle, şevkle bakacağız. Onu sevgiyle besleyip büyüteceğiz. Ona güven vereceğiz. Onunla onurlanacağız. Her şeyin mümkün olduğu bilinciyle onu yoğuracağız. Biz ve siz, aramızdaki güçlü köprü ile nice güzellikler inşa edeceğiz. Sonra da arkamıza yaslanıp bir ohh çekerek ‘’Çok şükür!’’ diyeceğiz. 

Mümkün, çok şükür!

Şimdi gelelim bu ilk sayıya keyifle yazdığım yazıma; bana da okuyana da şifa olması niyetiyle…

Yüzleşme eylemine pek çok farklı açıdan bakabiliriz. Her birimizin algısına göre belki de sonsuz yüzleşme anlamı açılır hayatımıza. Yüzleşmek sadece yoğun duygularımız olan biriyle karşı karşıya gelmek, duygularımızı ifade etmek, içimizden gelen ne varsa söylemek, eteğimizdeki tüm taşları dökmek değildir. Bu, insanı bir manada ferahlatan yüzleşmelerden biridir. Ancak asıl zor olan ve büyük cesaret isteyen travmatize olmuş parçamızla yüzleşmektir. Çünkü yaşam boyu bir daha aynı şeyi yaşamayalım diye hayatta kalma stratejileri geliştirmişizdir, savunma mekanizmaları icat etmişizdir. Bunların da çoğunlukla farkında bile olmayız. Kendimizi bilmek, kendimizle yüzleşmek, kendi gölgelerimizi kabul etmek, yoğun duygularımızın içine yeniden girmek zor gelir. Kolay değildir. Cesaret ister insanın kendisiyle yüzleşmesi…

Hayat bir yerde akmadığında, her şey sürekli tekrar ettiğinde ya da sorunlar arka arkaya devam ettiğinde, ilişki çıkmaza girdiğinde orada ne olduğuna farkındalıkla bakmamız icap eder. Travmatize olan parçamız bir yandan sağlıklı parçamızla kavuşmak, iyileşmek istiyordur. Bir şekilde olan durumun perde arkasında nasıl bir dinamik var, görme zamanı gelmiştir. 

İşte bu yüzleşme zamanıdır.

Yaşamımızda olan tıkanıklıkları açmak için gereklidir. Aynı zamanda travmatize olan parçamızdan kaçmak için geliştirdiğimiz yolların, yöntemlerin, alışkanlıkların bağımlısı olmuşuzdur. Tüm bağımlılıkların ardında kendimizi yaşamda var etme gayreti de vardır. Kişi ancak bağımlılıkları ile travmasından kaçınarak, kaçarak yaşamını sürdürebilir. Bazen bu travmalar kişinin kendi yaşam deneyimlerine bile ait değildir. Bakılmayan, görülmeyen travmaların da nesiller boyu aktarıldığına aile konstelasyon çalışmalarında sıkça şahit oluyoruz.

YALANCI KİMLİĞİNİZ SİZİ TAKİP EDER

Mesela şöyle bir örnek vereyim; yaşamda kalma stratejiniz sürekli yalan söylemekse eğer… 

Yalan söylemlerle aslında kendinizi oyalarsınız. Sağlıklı parçanızla, travmatize olan parçanızın buluşmasını, iyileşmesini engellersiniz. Yalan söyleyerek karşınızdaki kişiyi, durumu atlattığınıza inanıyor olsanız da asıl kandırdığınız kendinizden başkası değildir. Ve bir gölge gibi yalancı kimliğiniz sizi her yerde takip eder. İçten içe büyüyen suçluluk duygusundan dolayı da gün gelir bilinçaltı ceza keser. O yüzden ani kazalar, kayıplar bir manada suçlu gördüğünüz kendinize kestiğiniz cezalardır.

SAVUNMANIZ İŞKOLİKLİK Mİ?

Bir örnek daha vereyim; diyelim ki çok yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz, başarıdan başarıya koşuyorsunuz. İş bağımlılığınız, başarı, takdir ihtiyacınız kara delik gibi… Ne yapsanız yetmiyor, içine alıyor, yutuyor, nefes alacak bir dakikanız bile yok. Çünkü yüzleşeceğiniz olay, durum derinden hissettiğiniz acıyı tekrar yaşamanıza sebep olabilir. Ve hayatta kalmak için işkolikliğinizi savunma yapabilirsiniz.

Ya da baş edemediğiniz kayıplarınızın yasını yıllarca erteleyebilirsiniz. Yaşamda kalmak için o an ihtiyacınız olan strateji; yok saymak, ertelemek olabilir. Gün gelir bir anda depresyona girdiğinizde; yok saydığınız, üzerinde çok durmadığınız, ertelediğiniz, biraz göz yaşı döktükten sonra bitti zannettiğiniz yasınız, ortaya daha güçlü çıkıyor olabilir. Ancak bu esnada bu depresyonun sorumlusu olarak birilerini görebiliriz. Kendimizi asıl konuyla ve duyguyla yüzleşmekten alıkoyabiliriz.

BAK ORAYA…

Genelde bu gibi durumlarda; hastalıklar uyarı olarak geliyor zaten… ‘’Bak oraya!’’ diyor. ‘’Yüzleşemediğin neler var?’’ Asıl iyileşme bizim üzerimizde etkisi olduğunu bildiğimiz ya da hiç bilmediğimiz, yaşamımızı tıkayan, neşemizi, sağlığımızı, mutluluğumuzu, huzurumuzu çalan ne varsa onunla yüzleşebilmekte. Oradaki parçalanan, bölünen parçalarımızı BİRleyip bütünlememizde…

Direncimiz ne kadar fazlaysa, yüzleşmeye o kadar büyük engel olur. Direnci yumuşatmak zaman alır. Herkesin süreci farklıdır. Ancak bunun için bu yollardan geçen bir ustanın, bir uzmanın tuttuğu güvenli alanda çözülmeler de gerçekleşebilir. En büyük dirençleri, sevgi ve şefkatle aşmak mümkündür.

Ve insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesi MÜMKÜN’dür.




Yorumlar