Aşı ve toplumsal ayrışma

Dünyanın ve ülkemizin gündeminde uzunca bir süredir, aşı konusu bir numara. Bunun nedenini anlamak için alim olmaya gerek yok. İnsan varlığı, bu dünyada her daim ölüme karşı bir savaş halindedir. Yaşam tehdit altında olduğunda da haliyle büyük gümbürtüler kopar. Oysaki insan, ölmek için bu dünyaya gelmiş olduğunu bilseydi neler değişirdi diye düşünmeden edemiyorum bazen. İşin felsefi kısmını bir kenara koyarsam beni bu yazıyı kaleme almaya iten o güçlü dürtüden hareketle belki de yaşananlar ve sonuçları üzerine odaklanmalıyım.

Yazılı basın ve sosyal medyada ve hatta ana akım medyada aşılanmayla ilgili gözle görülür bir teşvik politikası mevcut. Aşı olanlar ve olmayanlar arasında da tartışmalar hız kesmeden devam ediyor.

Bunda rahatsız edici olan ne?

Düzeyli tartışmalar medeni toplumları ilerleten en önemli iletişim unsurlarındandır. O yüzden bu konuya itirazım asla olamaz. Fakat benim ve eminim ki onlarca insanın her gün yaşadığı şey, kutuplaşmalar üzerine kurulmuş, karşı tarafın düşüncesini, seçimini ölesiye yargılayıp, yanlışlığını kanıtlamak için kullanılan kaba ve kırıcı üsluba maruz kalmak. Üstelik bu durum, dünyanın beşinci boyuta yükselmeye çalıştığını, toplum bilincinin sınavının kutupsuzluk ve nötr algı düzeyiyle direkt ilintili olduğunu zihnen bilen amma velakin kalbiyle idrak edememiş spiritüel ve entelektüel çevrelerde de son derece etkili. Sıkça doktorlardan: “Eskiden cahillere laf anlatmakta zorlanıyorduk şimdi okumuşlara laf anlatmakta zorlanıyoruz, aşı olmayanlar olanların vebalini alabilecek mi bakalım?”  gibi sözler duyar olduk. Bakın şöylesi de var: “Bu cahil koyun sürüsü aşılanarak iyi bir şey yaptığını zannediyor, azıcık okuyup araştırsa, altında yatan niyetleri bilse…” ya da “Aşılananlar sonbaharda patır patır kalpten gidince anlarız aşının iyi mi kötü mü olduğunu…”

Bu nasıl bir üsluptur?

Bu koca koca yargılar kalbine nasıl geliyor sevgili okur? 

Lütfen birkaç defa sesli okuyun, cümlelerin titreşimini hissetmeye çalışın. Hepsinin korku temelli kontrol enerjisinden kaynaklandığını sezeceksiniz. Hangi görüşten olursa olsun! Üç boyutlu dünyanın hâkim enerjisi KONTROL. Fark edelim lütfen ve ÖZ’ümüzün gücünü hatırlayalım.

Neyin korkusu bu?

Ölümün. Dünyadaki tek hakikat olan ÖLÜM’ün. “Korkunun ecele faydası yok” demiş atalar. İnsan denilen varlık vakti gelince ölür. “Şundan öldü, bundan öldü, keşke böyle olsaydı…” Bu laflar kendimizi teselli etmek ve giden varlıkla bağımızı hala sıkı tutabilmek için biz insanların uydurduğu faydasız konuşmalardır. Pek mi kaderci gözüküyorum oradan bilemiyorum ama açıkçası çok da bilimsel bir şey yazıyorum.  “Önlem almayalım, insan ömrünü uzatacak çalışmalar yapmayalım, hastalıklara karşı bilimsel araştırmalar yapmayalım” gibi bir şey DEMİYORUM ASLA!  Sadece, bazen olanı kabul edelim diyorum ben. 

“Giden gelmiyor!”

Eğer bu hakikatle helalleşebiliyorsak devam ediyorum anlatmaya;

İsterseniz konuya bir de evrensel boyuttan bakalım. İzin verin de evrende tek doğru olmadığını her şeyin bir bakış açısı ve inanç denklemi olduğunu hatırlatayım size. Hele böyle bir mecrada, okuyucu kitlesinin spiritüel çalışmalara açık, uzun yıllardır kendini bu alanda yetiştirmeye çalışmış kişiler olduğunu varsaydığım (bu alanlarda hiç bilgisi olmayıp, merakı olanlar da olabilir pekâlâ, önemli olan kalp açıklığı) kişiler için belki de yapmaları gereken en kıymetli içsel çalışma: 

“Olan biteni tarafsız bir yerden nasıl gözlemleyebilirim? Bana ve bedenime neyin en iyi geleceğini yalnızca KENDİM bilirim. Bedenin bilgeliğine ve akışın bana sunduklarına GÜVENİYORUM” diyebilmektir. 

Ayrıca lütfen mikro ölçekten olaylara bakmayı bırakıp biraz da makro ölçekten değerlendirelim olup biteni. O zaman belki anlayışımız genişler. Karşıt düşünceleri ve seçimleri de sevgiyle dinleyip, onların da seçimleriyle mutlu olmasını dileyebiliriz. 

Sonuçta herkes inandığı şeyi yaşar. Biz her birimiz güçlü birer gerçeklik yaratıcısıyız. O halde nedir bu korku temelli öfkenin nedeni? Yetişkin denilen insan, okur öğrenir, bilgilenir kendi kişisel veri bankasından süzerek kararlar alır, seçimler yapar. Farklı sentezler oluşturabilen bireyler, çokça çeşitli kaynağı araştırıp kendine en iyi geleni bulan insanlardan oluşur. Eğer çeşitliliğe saygı duyabilirsek ve olacak olan şeyleri kontrol etmeye çalışma dürtümüzü bırakabilirsek yaşam zaten kendiliğinden bir yol bulacak. Benim inancım da bu, söylemekten çekinmiyorum. Ama bunun “hiçbir şey yapmamak” anlamına gelmediğini anlamanızı istiyorum. Tek yapmamız gereken toplumsal barış adına çeşitliliğe izin vermek, yargılamayı ve kontrolü bırakmak, olana kabul vermek. 

Çünkü oyun zaten çoktan kuruldu. 

Yorumlar

  • Nil
    Nil
    30 gün önce Cevapla  Beğen (0)

    Ayrıca da hakikaten yaa insanları kararları şuursuzca ve küstahça yargılamak nedir ?!!!

  • Nil
    Nil
    30 gün önce Cevapla  Beğen (0)

    Aynen..???????????? Bazen zorlamak da istememek de bir şeye yaramıyor. Çünkü zaten eninde sonunda su akar yolunu bulur.