Arketipler aşk gibidir, ne zaman ortaya çıkacağı belli olmaz

Yıllar geçtikçe Carl Gustav Jung’dan daha fazla bahsedildiğini, kitaplarının yeni basımlarının arttığını, onun adını içeren daha fazla eğitim ve uygulama doğduğunu fark ettiniz mi? 1961 yılında dünyadan ayrılan bu sıra dışı İsviçreli psikiyatrın bize bıraktığı miras ancak yerini buluyor olabilir mi? Bu sorunun cevabını almak için İsrail’e uzandık ve sevgili Avi ile Zoom üzerinden buluştuk. 

Avi Goren-Bar, bir klinik psikolog ve eğitim psikoloğu, dışavurumcu sanatlar terapisti, bireysel ve kurumsal  koç. Geliştirdiği Jung koçluğu sistemi ile başta “Gölge” arketipi olmak üzere aktif, dengesiz ya da derin dondurucuda olan arketiplerimizi fark etmemizi sağlayacak hızlı ve etkili araçlar sunuyor. Dünyanın dört bir yanında öğrencileri var. Her ne kadar Zoom üzerinde buluşmuş olsak da salgın dönemi dışında Avi’yi derinden bağlı hissettiği Türkiye’de de yakalamak çok mümkün. Bunun tatlı bir ispatı olarak röportaj boyunca kullandığı bazı tanıdık ifadeleri “bold” yaptım, dikkatinizi çekecektir.

O zaman başlayalım mı? Arketip nedir, ego ile ilişkisi nasıldır, arketiplerimi fark etmek ve doğru kullanmak için ne yapabilirim, kötü dediğim insanlara bir başka açıdan nasıl bakabilirim?

Sevgili Avi, siz bir klinik psikolog ve psikoterapistsiniz, diğer yandan şimdi benzersiz, otantik bir şey yapıyorsunuz… Doğrusu bunu bir an önce duymayı çok istesem de önce bu noktaya nasıl geldiğinizi de merak ediyorum, yolda neler oldu?

Gerçeği söylemek gerekirse, bunu ben de tam olarak anlamıyorum. Bu özel hayatımla da paralel bir durum çünkü çok alışılmış biri değilim. Tanrının bana ortalama bir insandan fazla yaratıcılık verdiğini düşünüyorum ve kendimi hatırladığımdan beri çok pratik bir insanım. Her zaman teoriyi alır, pratiğe dönüştürürüm. Belki Yay ve Boğa kombinasyonumun etkisidir. Kendimi bildim bileli öğrendiğim her şeyin pratikte nasıl çalıştığını görmem gerektiğini biliyorum. Evet, klasik psikoterapist eğitimi aldım. Müzikoloji ve psikoloji alanında Kudüs İbrani Üniversitesinden birinci dereceyle mezun oldum. Eğitim psikolojisinde yüksek lisansa devam ettikten sonra çocuk ve aile psikolojisi bölümünün rektörü oldum. Ardından klinik psikoloji doktorasına devam ettim.

Yani bir psikolog olarak normal prosedürü gerçekleştirdim ve çok başarılıydım. Çünkü bu mesleğin bana uygun olduğunu düşünüyorum. Psikoloji bölümünde yönetici olduktan sonra dışavurumcu terapiye başladım zira ben kendimi ifade etmek için yaratıldım ve bu terapi yöntemi çok hızlı çalışıyor. Boston, Massachusstest’teki Lesley Üniversitesinin İsrail’deki kolunun yüksek lisans programında kıdemli öğretim görevlisi oldum ve orada dışavurumcu sanat terapisi üzerine bir klinik açtım. Ardından vallaha şansım yaver gitti. 10 yıl kadar önce Atina'dan bir telefon aldım. Orada dışavurumcu terapi programı başlattılar. 2 yıllık program için gitmiştim ama beş farklı şehirde beş okulumun olduğu bir sürece dönüştü. Bunun için özel bir çaba harcamadım, kendiliğinden gelişti ve memnun kalan öğrencilerin çabaları ile. Bence çok akıllıca bir şey yaptım ve ilk günden itibaren sonunda öğretmen olacak asistanlar yetiştirdim. Tüm programlarımda, öğrencilerim olan öğretmenlerim var artık ve onlar öğretmeye devam ediyorlar. Şimdi 68 yaşındayım. Belki benim 10 yılım kaldı ama okul devam edecek.

Jungiyen koçluğu nasıl başladı?

1980 yılından itibaren altı yıl boyunca Jungcu analizlere başladım. Ve Jung'u çalıştım. Ayrıca Kudüs’teki Jung okulunda bulundum. Jung ve İsrail hakkında biraz konuşmak isterim. Biliyorsunuz, Freud bir Yahudiydi, Jung ise bir Protestan bir papazın oğluydu. Jung'un en iyi öğrencisi ise Yahudi olan Erich Neumann'dı. Ve Jung, 1935'te Erich Neumann'ı Filistin'e gönderdi. Sanırım hayatını bu şekilde kurtardı çünkü sonradan Naziler ortaya çıktı. Erich Neumann, Tel Aviv'de çok önemli bir Jung topluluğu oluşturdu ve İsrail'deki bu ikinci nesil Jungcu analistler ile birlikte olabildiğim için ben de çok şanslıyım. Kudüs'te üç yıllık Jung okulunu bitirdim. Kendi kliniğimde çalışmaya başladım ama bir yandan resimler, minyatürler vb. geliştirdim. O zamanlar Tel Aviv Üniversitesi'nde de öğretim görevlisiydim ve dekana gittim, “Bir fikrim var, sembolleri ve arketipleri öğretmek istiyorum” dedim. Neden olmasın dedi o da. Çok popülerdim, 40 öğrencim vardı, onları Jung konseptiyle bir şeyler yapmak için sahaya gönderdim. Koçluk oyunlarını geliştirdim. O zamanlar ev yapımı olan bu oyunlar şimdi grafikler açısından geliştirildi tabii. Ve o kadar güçlü, derin, etkili, hızlı bir araç oldu ki ben bile şoke oldum. Tanrı’ya bunun için şükrediyorum, çok minnettarım…

Koçluk tanımını kullanıyorsunuz ve tüm öğrencileriniz psikoterapist değil. Koçluk mesleği ile bir sorununuz olmadığını anlıyorum.

O kadarla da sınırlı değil fikrim… Kendimi klinik psikolog olarak koçluk alanında bulduğumda, bunun saçmalık olduğuna dair bir önyargım vardı hep. İşe yaramaz bir kestirme yol olduğunu düşünüyordum. Çok yakın arkadaşım ve bir insan kaynakları uzmanı olan Tülin Kohen dışavurumcu sanat koçluğu yapıyordu. Lübliyana'da Jung koçluğuna başladığımda 6 kişilik bir Türk heyeti de her ay İstanbul’dan geldi. Bu kişilerden biri de Sami Bugay'dı. ICF'nin çok tanınmış bir üyesiydi. Benim sunduğum koçluk aracını görünce İstanbul'da da başlayabiliriz dedi. Böylece bu kişiler aracılığı ile ben de koçluk mesleği ile ilişki kurmaya başladım ve farklı alanları görünce, Tel Aviv'de koaktif CTI koçluğu eğitimi almaya başladım, sertifikalı bir koç oldum. Koçluğun neye tekabül ettiğini size söyleyeyim: Freud, “kısa dönem terapi” denilen şeyi yapardı. Yani Freud bir seansta bir insanı değiştirebilirdi. İşte bunun gibi… Ben de koçluk mesleğine hayran kaldım. Kendim de kullanıyorum ve şimdi klinik psikolojiden daha çok koçluk yapıyorum. Bence dönemin de buna etkisi var çünkü günümüzde insanlar botoksla, cinsiyet değiştirmekle ve Zoom kullanarak her şeyin hızlı ve etkili olmasını istiyor. Karmaşık ve derin duygulara girmeyince her şey hızlı ilerliyor. Bu inanılmaz… İsrail'de erkek bir hakemimiz vardı ve bir kadına dönüştü. Herkes bunu kabul etti. Bu nedenle neden böylesi verimli bir mesleği de benimsemeyelim ki? Tamam, her yerde şarlatanlar var ama ben bu mesleğe inanıyorum ve bu nedenle yeni kitabımda Jung koçluğuna dair giriş bölümü yazdım. Jung koçluğu ICF yeterliliklerine tekabül ediyor. Bunun da koçluk olması gerektiğini düşünüyorum.

Fotoğraf:Maike und Björn Bröskamp-Pixabay

Son yıllarda arketip kelimesini çok daha fazla duyar, görür, okur olduk. Kitapçılara gidince Jung kitaplarını en ön raflarda görüyoruz, hatta bazen çok satanlarda. Neler oluyor sizce?

Uykuda olan ve bastırılmış birçok arketip 20. yüz yılda patladı. Örneğin cinsellik. Biseksüellik, uniseks kavramı, her ikisini de kucaklama yeteneği, kadın özgürlüğü, baba arketipinin azalması, komünizmle, cumhuriyetle halkın dinden uzaklaşması, bazılarının ateist olması, ölümün kabul edilmesi… Yoga, midfulness ve Reiki ile doğunun batıya gelişi ve bütün bunların karışımı, insanların bilinçdışını arama yeteneği için çok iyi bir arka plan oluşturdu.

Şöyle başlayalım: prensip olarak bilinçdışı irrosyaneldir, mantık dışıdır. Jung, 1924'te Doğu'yu keşfettiğinde, Willhelm Reich da (Avusturyalı-Amerikalı psikiyatrist ve psikanalist) 25 yıl sonra Çin'den geri dönmüştü. Çinlileri Hıristiyanlaştırmak için gönderilmiş ama bir Sinolog (Çin uygarlığını araştıran bilim dalı) olarak dönmüştü. I-Ching (Değişim Kitabı) kitabını Almanca'ya çevirdi ve Jung bu kitap için bir giriş yazısı yazdı. Jung, Doğu'nun Ying'i, dişil tarafı temsil ettiğini ve Batı'nın yang'ı, erili temsil ettiğini anlamıştı. Yani Batı, Hıristiyanlıkla, Musevilikle ve İslam ile uyumlu olarak rasyoneldir. Tek tanrılı dinlerde Tanrı'yı ​​göremeyeceğini bilirsin, ona tabi olman gerekir. O yüksektedir ve biz aşağıdayızdır. Ne zaman ki Doğu Batı'ya geldi, insanlar irrasyonal olabileceklerini hissettiler. Vallaha mecnun! Bu irrasyonalite Batı’da Sufiler ile -Mevlâna-, Kabala ile, Hıristiyan mistisizmi ile vardı ama bu marjinaldi. Aniden merkez oldu. Ve insanlar bilinçdışını soruşturmaya başladı. Tabii ki büyük bir katkı Freud tarafından verildi. Freud, psişenin de anatomisi olduğunu, egonun var olduğunu, id’in var olduğunu, süperegonun olduğunu, bilinç dışının id'de yer aldığını keşfetti. Ve rüya analizleri, rüyalar, rüyalar… İşte böyle… Siz bilinçdışını meşru bir bilgi alanı olarak ortaya koyarsanız, elbette arketipler de otomatik olarak birlikte gelir.

O zaman arketip nedir sorusu geliyor.

Ben burada koçluk açısından kendi çevirimi vereceğim. Arketip, doğası gereği bilinçdışında bulunan psişik bir veri tabanıdır. Ve içgüdü gibi çalışır. Yani onu davet etmiyorsunuz, analiz etmiyorsunuz. O oradadır, patlamış mısır gibi. Ve aşkın (üstün, transandantal) fonksiyon olarak adlandırılan psişik bir fonksiyon aracılığıyla dışarı çıkmak ister. İşte aşkın işlev sayesinde arketipler, bir şekilde, görsel olarak psişik verileri ortaya çıkarır. Bu sebeple çok şanslıyız çünkü görsel olarak geldiği anda işin içine sanat, müzik, hareket terapileri girer. Benim kartlarım görsel arketipler çünkü her arketip için bir resim bulmak çok kolaydır.

Arketipleri ilk keşfedenler eski Yunanlılardı ki bu nedenle Yunanca bir kelimedir. Onlar arketip değil, Yunan tanrıları diyorlardı; Athena ve Dimitra ve Dionysos ve Krios. Hepsi bir Tanrıça biçiminde arketiplerdi. Ve bu, o kadar güçlendi ki, Romalılar da onları benimsediler ve isimlerini Diana’ya, Jüpiter'e vb. çevirdiler. Ancak tek tanrılı dinler onları zamanla baskıladı. Neden? Çünkü arketip çok güçlüdür ve kişi üzerinde çok güçlü çalışır. Âşık olmak gibidir, kontrol edemezsiniz. Bu yüzden tek tanrılı dinlerde insanların içsel güçlerine teslimiyette olmalarını istemiyorlardı. Ama Doğu'da, ilkel toplumlarda, birçok tanrı ve tanrıça vardır. Atina'daki arkeoloji müzesine gittiğinizde görüyorsunuz, insanların Tanrılarla nasıl yaşadıklarına inanamıyorum. Mitolojik tanrılar ne anlama geliyor? O zamanki insanlar, aslında arketiplere ve bilinçdışına bağlıydılar.

Biz arketiplerle sembolleri karıştırıyoruz galiba biraz. İkisi arasındaki fark nedir?

Arketiplerin semboller olduğunu söyleyebilirim ama semboller ve imajlar arasında ayrım yapmalıyız. Görüntülerin (imajların) çok net bir anlamı vardır. Herkes görüntüyü anlar. Sembollere gelince, Jung sembollerin kişinin yorumladığı bir şey olduğunu söylüyor. Rüyada bıçak görmek nedir diye soruyorsunuz ama sembol olarak bıçağın 30 farklı anlamı vardır. Analiz eder, statüdür, ayırt etme yeteneğidir, yemek pişirmek içindir, nüfuz etmenin sembolüdür, yöneticinin sembolüdür. Dolayısıyla bir sembolün birçok anlamı vardır ve bu anlam kişinin yorumunun bir sonucudur. Semboller bilinçdışının dilidir ve Jung'un sekreteri olan Aniela Jaffe -kendisi de bir Jungçu analistti- sembollerin bilinçdışında doğduğunu ancak bilinç düzeyinde gerçekleştiğini söylemiştir.  Yani sperm bilinçdışı, rahim de bilinç düzeyidir ve öz orada doğar, bilinç düzeyinde gerçekleşir; arketipler de bu açıdan psişenin sembolüdür.

Yani, anladığım kadarıyla hepimizin bilinçaltında arketipler var.

Evet bilinçaltı demeyelim, Freudyen bir terim. Bilinçdışı diyelim. Bilinçaltı, bilinç düzeyine yakındır. Bu ayrımı ben yapmıyorum ama bu bilinçdışıdır.

Fotoğraf:Margit Wallner-Pixabay

Tamam ve herkeste her arketip var mı? Zamanı gelince patlamış mısır gibi çıkıyorlar mı?

Evet. Jungcu bir analist olan Psikiyatrist Jean Shinoda Bolend Gods In Everyman * kitabını yazdı. Kitabında insanların farklı yeteneklerle doğduğunu -bir çocuğun bir spor takımında olması ve diğerinin müzikle ilgilenmesi gibi- arketiplerde de durumun aynı olduğunu söylüyor. Bazılarıyla daha kolay bağlantı kurduğumuz arketiplerle doğarız. Bazı arketiplerimiz ise derin dondurucudadır. Hayatın içinde bir durum olur ve uykuda olan arketipleri harekete geçirir. Örnek verelim. ABD Başkanı Joe Biden iyi bir örnek. İlk kez senatör olarak seçildiğinde karısını ve kızını Noel gecesi trafik kazazında kaybetti, iki oğlu yaralı kurtuldu. Bir gecede “anima”sı, dişil tarafı harekete geçti. İki erkek çocuğunu yetiştirmek için ısrar etti. Erkeksi kariyeri ile evi arasında köprü kurmak için her gün 90 kilometre yol yapıyordu. Yani bazen travma, arketipleri harekete geçirebilir bazen yaş etkilidir. Mesela Jung 40 yaş altı kişilerle ilgilenmiyordu. Hayatın ikinci yarısı ile ilgileniyordu zira hayatın ikinci yarısında değişimler olur. Örneğin benim enerjim her zaman çok yüksektir, çok yaratıcıyım ama 70'e yaklaşıyorum. Bunu söylediğimde hala 68 olduğuma inanmıyorum ama artık bilge yaşlı adam arketipi ortaya çıkıyor, vücudumun ne zaman yavaşladığını biliyorum. Örneğin genç bir kadın çok başarılı bir avukat olabilir. Hamile kalırsa, hamilelik onu kadınlığına bağlar. Güzel olan şey, hepimizin bilinç dışında koca bir arketip süpermarketine sahip olmamızdır. Jung koçluğunda yaptığımız şey, kişi bir konu veya ikilemle geldiğinde, ikilemi ile ilgili arketiple nasıl ilişkilendireceğimizi biliyoruz ve doğru aracı ortaya çıkarıyoruz. Gece gündüz bununla ilgili çalıştığım için size çok örnek verebilirim. Davet edilen arketipin ortaya fırlaması ve onunla diyalog kurmak inanılmaz bir şey. Bu aşamada Jung’un aktif imajinasyon tekniğini çok basit bir şekle dönüştürdüm ki bu da Gestalt terapiye tekabül ediyor.

Bu kısmı çok merak ediyorum ama Jung hakkında bir şey daha soracağım. Kaç tane arketip tanımladı ve yıllar içinde elimizde daha fazlası mı oldu, bunlar nasıl ortaya çıktı?

Jung konusunda uzman İsrailli bir Budist olan Naama Oshri’den altı ay boyunca “Jung ve Budizm” konulu Zoom semineri aldım. Bu araştırmalar sayesinde Jung'un kişiliği hakkında çok şey öğrendim. Bir şeyi anlamalısın: adam muazzam bir şey keşfetti! Çevresinde profesyonel bir grubu yoktu. Kimse onu desteklemedi. Freud'un kendi yoluna uymayanlara karşı çok saldırgan olma eğilimi vardı, çok statikti. Bu nedenle Jung psikanaliz topluluklarından atıldı. Şimdi siz Doğu ve Batı ile anima ve animus’u anlarsanız veya 1945'ten sonra Hiroşima'yı anladığınızda, gölgeyi kabul etmenin önemini anlarsanız…  Her arketip çok fazla araştırma ve sindirim gerektiriyordu. 1913'ten 1916'ya kadar, Jung Kırmızı Kitap’ı yazdı. Sana bir şey göstermek istiyorum. Bilgisayarımın altında duran şu kitaba bak, ne kadar büyük ve kalın. Ve Jung bunu eliyle yazıyordu. Mürekkeple el yazısı yazmak meditasyon demektir. Tevrat'ı yazmak gibi… 50 yıl boyunca yayınlanmasını yasaklandı. Kendi kendiyle, özüyle konuşmaya başladı. “Öz”, arketiplerin kralıdır, içimizdeki Tanrıdır. Ve özü ona işkence etti. Öz’ü onu küçücük bıraktı. “Kibirli olduğun sürece seninle konuşmayacağım, çölde olacaksın,” dedi. Diyalogları okuduğunuzda Jung'un “öz”ün ne olduğunu anlamasının üç yılını aldığını görüyorsunuz. Bütün bu makaleleri, kitapları, (kütüphanesindeki Jung köşesini gösteriyor) bilgisayarın olmadığı bir dönemde yazdı. Daktilo da kullandı ve böylece elimizde soytarı arketipi, anne arketipi, kahraman, öz, baba, gölge arketipleri hakkında makaleler var. Gölge en çok araştırma gerektiren arketiptir.

Daha sonra Erich Neumann’ın -ki insanlar onun dehasının Jung’dan aşağı olmadığını söyler ama 1956 yılında 54 yaşında öldü- yazılarında da birçok arketipe ulaşılabilir. Ancak kısaca açıklamak gerekirse, Neumann Amerika’da, Avrupa’da topluluklar oluşturmak konusunda epey başarılı oldu ve böylece post Jungcular gelişti. Post Jungculardan çok tavsiye ettiğim İngiliz Jungcu analist Andrew Samuel, Jung & The Post Jungians kitabını yazdı ve bu kitap da birçok arketipi içeriyor. Ben de kitabımda pratik araçlara dönüştürdüğüm tüm arketipleri ele alıyorum. Kahraman, gölge, anima, animus, öz… Ama Yaprak, bilirsiniz ki, arketip ilkesini anladığınız an, sembolik düşünmeyi geliştirmeyi başardığınız an bu iş kolay. Yemek yapmayı bilen bir şef gibi. Bir şef Vietnam’a gitse, oradaki malzemeleri tanımasa bile onlarla nasıl oynayacağını bilir.

Evet, çok iyi anladım teşekkür ederim. Pekâlâ, şimdi yaptığınız Jungiyen koçluğuna gelelim. Malzemeleriniz var ve bir sisteminiz var ve sanırım 24 arketip kullanıyorsunuz.

Aslında 24 değil, 12 arketip. Ama resimleri bir set erkekler için bir set kadınlar için iki katına çıkardım, çünkü konuştuğumuz gibi, arketipler görsel simgeler olduğundan, sizin gibi bir kadınla çalıştığımda, arketipi kadın olarak görmenizi istiyorum. Yani, burada erkekler için bir setimiz ve kadınlar için bir setimiz var.

Arketiplerimi veya ana arketipimi bilirsem ne olur? Günlük hayatımda bu bilgiyi nasıl kullanacağım?

Bilişsel anlayış bir şeyi değiştirmez. Arketipi bilişsel olarak anlarsanız değişmezsiniz, onu duygusal bir sisteme uygulamanız gerekiyor ve burası benim bilgimi koymak için akıllıca davrandığım yer çünkü yüksek lisansımı Gestalt Terapisi üzerine yaptım. Jung'un aktif imajinasyon tekniği aslında Fritz Perls'in Hot Cahir (sıcak sandalye) yöntemidir. Bu nedenle vallaha dedim, bir sandalyeye arketipi koyarsam ve danışanı konuşmaya teşvik edersem, danışan duyguyu katar ve duygu değişimi sağlar.

Instagram sayfanızda gördüm, boş bir sandalyeye bakan bir kadın vardı.

Evet öyle. Ama boş sandalyede, arketipin bir kartı var. Yöneticinin kartı var mesela, geçen haftadan bir örnek… Kadın yönetici ile konuşuyor ve diyor ki “Nasıl sana nasıl dönüşeceğimi bilmiyorum.” Ben de diyorum ki -kadının adı Sinem olsun- “Sinem sandalyeye otur, o sana söyleyecek.” “Ben ne istiyorsam o olur!!!” ifadesini üç kere tekrarlamasını istiyorum. Ve sonra birden içinden yönetici arketipi çıkıyor. Diyorum ki haydi şimdi yerine geri dön. Yerine dönünce Sinem diyor ki “Ama böyle konuşmak hoş değil”.  Ve yönetici de diyor ki “Sen böyle konuşmazsan patronun seni taciz etmeye devam edecek.” Bir hafta sonra geldi ve patronuna hayır dediğini ve adamın çekip gittiğini anlattı. Bravo dedim, yönetici arketipini tutmaya devam et.

Örnekler üzerinden devam edelim ki daha anlaşılır olsun. Mesela Türkiye'den bahsedelim, bazı ana arketipler aktif, kadınlar mesela…

Çok tatlısın Yaprak bunu sorduğun için. Türkiye'de 10 yıldır yoğun bir şekilde çalışıyorum ve psikoterapi, dışavurumcu terapi koçluğu alanında çok pratik yaptım. Başarılı bulduğum 42-55 yaş arası, bekar, boşanmış, yoğun olarak ofisime gelen birçok başarılı kadınla birlikteyim. Kitabımda da örnekler anlattım. Bu kadınlar liseden mezun olduktan sonra babaları onları yurtdışına Manchester'a, Kanada'ya, Boston'a, Londra'ya meslek edinmeleri için gönderiyor. Çok zeki oluyorlar. Genellikle bekaretlerini bile koruyorlar çünkü anavatanlarına çok bağlı oluyorlar. Okulu bitirip -hatta bazen birincilikle, bazen ikincilikle- Türkiye'ye dönüyorlar ama bir sıkıntı yaşamaya başlıyorlar. Batı'da erkeklerle eşit şekilde yaşamışken döndükleri toplulukta tıpkı hala İsrail’de olduğu gibi maçolar maço, anneler anne ve aile aile... Evliliği ertelemeye başlıyorlar ya da bazen evlenip ilk çocuğu doğurup boşanıyorlar. Şimdi…. Evini kim döndürüyor? Şoförü... Kedileri bile o besliyor, içkiyi o satın alıyor. Bu kadınlar çok içki içiyorlar. Diğer yandan profesyonel olarak çok başarılı oldukları için depresyona giriyorlar. Bunu yazmak ister misin bilmiyorum. Belki de birilerini kızdıracaktır ama bu fenomenal bir durum.

Konuşmaya devam edelim lütfen…

Bazı başarılı kadınlar da evliler ama evlilikleri kötü gidiyor. Genellikle koca çok zayıf, kadının kazandığının yarısını kazanıyor. Bu kadınlar hem çok zekiler hem de spor salonuna gidiyorlar, botoks yaptırıyorlar, iyi giyiniyorlar ve son derece etkileyiciler. Ancak Jung'un terimleriyle, animus’ları (eril tarafları) tarafından ele geçirilmişlerdir ve kadınlıklarından vazgeçerler. Cinselliklerinden değil, kadınlıklarından, bu ikisini ayırt etmemiz gerekiyor. Cinsellik doğada maskülenliğe tekabül eder. Bütün güzel ve renkli hayvanlar erkektir. Çok şık, makyajlı bir kadın da maskülendir. Erkeksidir. Bu ereksiyon gibidir. Neden ereksiyon? Çünkü topluluğun içinde birden görünür olur. Biz seninle restoranda yemek yerken birden içeri böyle bir kadın girse ikimiz birden dönüp “Oooo” diyerek ona bakarız. Bu kadınların dişilikleri ile yeniden bağ kurmaları gerekir. Dişilik nedir? Sabır, sezgi, irrasyonalite, beslemek. Ama o dişiliği ile bağlantıda olmadığı için bunları onun adına diğer insanlar yapar. O sadece 80 ya da 90 yaşındaki babasını besler. Ama bu da gerçekten beslemek değildir, zaten bakıcı vardır ama gider ilgilenir, sarılır, öper. Bu gerçek besleme değildir. Ayrıca bu kadınların çalışanları ile de sorunları vardır. Zalimdirler, görev odaklıdırlar, rekabetçidirler.  Onları şifalandıracak arketipler de vardır. Jung koçluğunda da diğer koçluk çalışmalarında olduğu gibi tavsiye verilmez. Ben ona sadece doğru kartı çek derim. Kart bu değişim sürecini üstlenir.

Bu çalışma herkes ile yapılabilir mi?

Danışanın egosunun güçlü olduğundan emin olmalıyız. Şimdi ego nedir? Jung, egonun işlevleri olduğunu söyler. Şimdi 42 yaşında erkeksin, hâlâ annenle yaşıyorsun, ilişkin yok ve para kazanmıyorsun. Sen bir parazitsin, egon çok küçük. Yani çok can sıkıcı, İstanbul'da 40'lı yaşlarında zenginlerin çocukları bana geliyor ve hiçbir şey üretmiyorlar, içtikleri sigaranın parasını bile kazanmıyorlar. Dolayısıyla ego çok küçük ve arketiplerle çalışmaya başlamadan önce egoyu dengelemek gerekiyor. Çünkü Jung, kâse derin değilse içine gulaş koyamazsın der. Arketipler gulaştır, çorbadır. Bu yüzden güçlü bir egoya sahip olmanız gerekir. Bu yüzden bazen egoyu harekete geçirmek için birkaç ay çalışırız. Şimdi egonun diğer ucunda öz yatıyor. Ve öz ile ego arasındaki bu eksene ego-öz ekseni denir. Ve güçlü bir egomuz olduğu an, öz arketipine dalmaya başlayabiliriz.

Yani o adam gibi biri size gelirse, önce başka çalışmalar yapıp sonra Jungiyen koçluğu yaparsın öyle mi?

Evet, bence önce iş bularak başlamalıyız derim. Tanrı her insana bir yetenek verir, sen neye yeteneklisin derim. Aslında müzik seviyorum der, flüt seviyorum der mesela. Tamam, flütle başlarız. Rutin olarak flüt çalışmaya başlayınca öğretmenle, otoriteyle iş birliği yapmaya başlar. Rehabilitasyon başlar. Sonra o kişiyi çalmaya yönlendirecek arketiplerle çalışmaya başlarız. Bu bir bostan gibi, küçük bir yerde kal ve şimdilik sadece bu gülleri yetiştir, sebzeye geçme. Bir demet gül, bir gün bostana dönüşür.

Gözlemlediğim kadarıyla pozitif olmaktan, mutlu olmaktan çok bahsediyor ve olumsuzları bastırıyoruz. Biraz gölge arketipinden bahsedelim mi? Bu sanırım insanlara yardımcı olacaktır.

Her şeyden önce, Hristiyanlığın dünyaya verdiği zararlardan biri, Haçlı seferlerinin yanı sıra Hindistan'a gidip Amerika'ya gidip zorla milyonlarca bilge kadının cadı diye öldürülmesidir. Hıristiyanlığın enkazlardan biri, “İyi insan olmalıyız” diyerek insan doğasını çarpıtmalarıdır. “Havva kötüydü. Bu nedenle tüm kadınlar kötüdür!” diyerek iyi ile kötü arasında bu ikilemi yaptılar. “Bizler iyi doğmak zorundayız” dediler ki bu normal değil. Biz iyi değiliz. Jung, ağaç ne kadar büyükse, gölgenin de o kadar büyük olduğunu söylüyor. Ülkemde, 18 yıldan sonra yeni hükümet kuruldu. Önceki başbakan gölgesinin derinliklerindeydi. Ancak “İyi olalım gölgeyi görmezden gelelim” dediğimizde gölge meşruiyet kazanır. Gölgeyi görmezden gelirseniz ve ego yorulursa… Başbakanımız da başta kötü değildi ama ne zaman yoruldu, karısının da yardımı ile gölgesi ortaya çıktı.  Kadınlar… Filipinler eski devlet başkanının karısı, Romanya eski devlet başkanı Çavuşevsku’nun karısı, erkeklerin gölgesini hızlandıran birçok eş vardır. Çünkü bu adamlar böyle bir eş aracılığı ile negatif anima’ları ile bağlantıya geçerler. Carl Gustav Jung, İsviçreli olmasına rağmen Nazi hareketindeydi ama İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Şeytan’a bir cevap vermesi gerektiğini anladı ve Letter to Job adlı kitabı yazdı. Kitabımda sadeleştirerek anlatıyorum. Üç çeşit gölge vardır: Biri şeytan, zalimlik... Romalılar "homo homini lupus (insan insanın kurdudur)" derler. Hepimiz için geçerli, biz hayvanız. İnsanları açlığa terk ederseniz birbirlerini yerler. Ancak bu pek koçluğun konusu değil. Ancak diğer iki tanesi koçlukta çok popüler. İkincisi ise aşağılık duygusudur, zayıf olduğumuz yerdir. Yapamadığım, yapmaktan korktuğum, isteksiz olduğum konular, kıskançlık, suçluluk duygusu, zayıflık... Bu bir pakettir ve ikinci gölgenin kapsamıdır. Üçüncü gölge türü ise beyaz gölgedir. Bu, olumlu bir nedenle yapılan şeytani bir eylemdir. Örneğin, aç çocuğu için ekmek çalan bir anne. Ya da kocası tarafından tecavüze ve tacize uğrayan ve onu öldüren bir kadın. Netflix’teki dizide görüyoruz. Türkçe adını hatırlamıyorum, Ethos

Türkçesi Bir Başkadır

Evet. Orada kadının en sonunda hasta olup yataktan çıkmadığını, Hamlet'teki gibi protesto ettiğini görebilirsiniz. “Tanrım zamanı durdur, hayata böyle devam edemiyorum” der adeta. Ve gerçekten hayatını bloke eder. Bunu Meryl Streep'in oynadığı Sophie'nin Seçimi filminde de gördük. Daha İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce, kendisini kullanan babasına boyun eğdiği için zaten beyaz gölgesine bağlanmıştı. Nazi subayına itaat etti ve sonra New York'ta sadece hayatta kalmak için bir Yahudi psikopata uydu. Sadece hayatta kalabilmek için... Bazen hayat bizi beyaz gölgeyi ortaya koymaya zorlar, bu konuda yargılayıcı olmamalıyız.

Fotoğraf: Daria Nekipelova-Pexels

Gölgeleri görmezden gelmek bize gölgenin kendisinden daha çok zarar veriyor galiba.

Görmezden gelmek arketiplerin, egonun yargı mekanizması olmadan çalışmalarına neden oluyor. Arketipleri çok övdüğümü söyleyeceksiniz, ancak bir arketip ortaya çıktığında, bir içgüdü olduğu için insanı çıldırtabilir veya çok şişirebilir veya çok dürtüsel hale getirebilir çünkü bu bir içgüdüdür Hormon almak ya da yiyeceğe baharat koymak gibi, onu kontrol etmeli ve egoyla nasıl harmanlandığını görmelisiniz. Ego, arketipi sağlıklı bir hayata dönüştüren kahramandır. Burası çok çok çetrefilli.

Jung, “Ağaç ne kadar büyükse gölge de o kadar büyüktür” diyor. Çevremizde birçok büyük ağaç var. Sanatçılar, liderler, gurular, ustalar. Bu konuda nasıl dikkatli olabiliriz?

Dikkatli dediğinizde kaderi ve doğayı kontrol edebileceğimize dair bir umudunuz var. Ama bu doğanın bir parçası. Çok, çok, çok ünlü İsrailli yazar Amos Oz vardır. Eserleri tüm dünyada tercüme edildi, sonra kanserden öldü. Aniden küçük kızı bir kitapla çıktı, Babam Beni Nasıl Taciz Etti. Evet, onun da gölgesi vardı. Dünyaca ünlü bir psikanalist vardı, Alice Miller, Yetenekli Çocuğun Dramı kitabının yazarı. Kendisi öldükten sonra oğlu onun ne kadar korkunç bir anne olduğunu yazdı. Bu yüzden suçlulara çok kızmasak iyi olur, suçlu olan liderlerimiz olsa da. Vallaha bir İsrail cumhurbaşkanı tecavüzden hapisteydi ve bir başkası yolsuzluk nedeniyle hapisteydi ve şimdi bir başkası hapse girecek.

İnsanoğlunu, her zaman olduğu gibi kabul etsek iyi olur. Kısa bir hikâye ile bitirelim. 1990'da Körfez Savaşı vardı, iki oğlum, eşim ve yeni doğmuş kızımla birlikte Kudüs’e gittik çünkü orası bombalanmıyordu. Arkadaşımın evinde kalıyorduk. O bir tarihçiydi. Kütüphanesinden Treblinka Komutanının Günlüğü kitabını okumaya başladım. Bu adam günde on bin Yahudi’yi öldürüyordu ama evinde ve kampta bülbül kafesleri vardı. Bir bülbül ölse ağlıyordu. Hitler vejetaryendi. Bunlardan ne öğreniyoruz? Aynı insanda hem ışık ve hem gölge var.

Gölgeyi her zaman dengeleme şansımız da var.

Evet, çünkü bilinçli seviye bu gölgenin farkında olduğunda, onu kontrol etme seçeneğimiz vardır. Bu gerçekten, gerçekten zor bir şey. Yıllar önce Tasavvuf eğitimi aldığımda, büyük cihad ve küçük cihad hakkında bilgi edindim. Küçük cihat, dünyayı fethetmek ve Müslümanlık için vaaz vermektir. Ama büyük cihad kendi egonuzla çalışmaktır.

*Anima, tüm erkeklerde bulunan evrensel ve bilinçdışından gelen kadınsılık, animus da tüm kadınların içindeki erilliği temsil ediyor. 

**Psikiyatrist Jean Shinoda Bolend’in birçok kitabının yanı sıra Gods In Everyman (1987) ve Goddesses In Every Woman (1984) adlı iki kitabı bulunuyor. Türkçe çevirileri bulunmayan kitapların isimlerini “Her Erkekteki Tanrılar” ve “Her Kadındaki Tanrıçalar” olarak çevirmek uygun olacaktır.

Açılış fotoğrafı: Cottonbro-Pexels

ARKETİPLERİ TANIMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ İÇERİKLERİMİZE DE GÖZ ATABİLİRSİNİZ:

Jung ile kişilik arketiplerimize yolculuk-1

Jung ile kişilik arketiplerimize yolculuk-2

Yorumlar